.fluid_container { margin: 0 auto; /* aling centered */ width: 100%; max-width: 900px; overflow: hidden; }
Özellikle kronik hastaları etkileyen mevsim değişiklikleri yaşlıların, çocukların ve hamilelerin bağışıklık sistemi zayıf olduğunda savunma mekanizmalarını etkileyip hastalıklara yol açabiliyor.

Kronik rahatsızlığı olanlar mevsimsel değişimlerde risk grubundadır. Gribe yol açan virüsler sağlıklı bireyleri etkilediği gibi kronik rahatsızlığı olan kişilerde daha ağır ilerleyebilir. Özellikle yüksek tansiyon, kalp ve diyabet hastalık grubundaki kişilerde grip hızlı ilerleyip zatürreye yol açabilir. Kronik rahatsızlıkları olan kişilerin mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemi daha zayıf olacağından daha dikkatli olmaları gerekir. Aynı durum yaşlılar, hamileler ve çocuklar içi de geçerlidir.

Mevsim değişliklerinde beden sağlığımız kadar psikolojik sağlığımız da tehlike altındadır. Depresyon kış aylarında biraz daha fazla görülür. Duygu durum bozukluğu olarak depresyon bu dönemde nüksedebilir, iki uçlu duygu durum bozukluğuna (manik depresif hastalık) bağlı depresyonda artış olmaktadır. Mevsimsel depresyon herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. En çok Eylül-Ekim arasında görülmektedir. İki hafta geçtiği halde kişinin depresif hali ve ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Mevsimler geçişlerinin genel vücut sağlığı üzerinde etkilere karşı bazı önlemler alınabilir. Bunun için her bireyin sağlıklı beslenme, düzenli uyku rutini ve fiziksel aktivitelerde planlama yapması gerekmektedir. Bu sayede bağışıklık sistemi güçlenerek birçok oluşabilecek mevsimsel rahatsızlıklardan korunuruz.

Herhangi basit bir hastalık tanısı almak bile günlük yaşam dengelerimizi bozarken, meme kanseri teşhisi konması, kişinin yaşam dengelerini psikolojik, sosyal, ekonomik olarak ciddi biçimde etkileyebiliyor. Bir kadın için meme kanseri tanısı konması; ekonomik gücünü, işini, vücudunun cinsel kimliğini oluşturan bir parçasını, bu parçasının işlevini ya da tümüyle yaşamını yitirme olasılığıyla karşı karşıya kalma anlamına geliyor. Bu bakımdan meme kanseri tanısı hem hastalarda hem de hasta yakınlarında olumsuz düşünceler ve korku uyandırıyor.

Meme kanserini hep konuşuyoruz ama kanser hastasının psikolojisini, neler yapması gerektiği hep ikinci planda kalıyor.Hastalıkla mücadelede moralin son derece önem taşımaktadır, tedavi sürecinin krize dönüşmemesine ve hastanın yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmemesine büyük katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda kişinin hem kendisine hem de yakın çevresine önemli görevler düşüyor.

Meme kanseri hastalarına bu süreçte rehber olabilecek öneriler;

- Duygularınızı paylaşın
Hastaların duygularını yakınlarıyla paylaşmaları çok önemli. Duyguları ifade etmek, insanları çok rahatlatıyor, hastalığı kabullenmeye yardımcı oluyor ve olumsuz duygularla baş etmeyi kolaylaştırıyor. Yakın çevrenin yanı sıra meme kanseri hastaları ile iletişime geçmek de faydalı.

- İsteklerinize kulak verin
Meme kanseri hastaları, doktorları ve bedensel koşulları izin verdiği sürece hastalık öncesindeki hayatlarını, aktivitelerini mümkün olduğunca sürdürmeye çalışmalılar. Hasta psikolojisine girip hayattan uzaklaşmak, depresyona davetiye çıkarmaktır. Örneğin işini ve çalışmayı seven kişilerin işlerine devam etmeleri, bu zor dönemi daha kolay atlatmalarını sağlayabilir. Yaşama sıkı sıkıya tutunmak hastalıkla mücadelede çok büyük önem taşıyor.

- Öfkenizi ifade edin
Öfkenin ifade edilmesi çok değerli. Sinirlenilen durumlarda susmak size hem bedensel hem de psikolojik olarak zarar verebilir. Sıkıntıları içinize atmak, kendinize döndürmektir.


- Sağlıklı beslenin
Düzenli ve iyi beslenmek sağlıklı olmada büyük önem taşıyor. Mümkün olduğunca mevsim meyve-sebzelerini tüketmek, hormonlu ve hazır gıdalardan uzak durmak hastaların enerjisini artırıp, tedavilerini olumlu yönde etkileyebilir.

- Önce ’ben’ demeyi öğrenin
Önce ‘ben’ demeyi öğrenmek gerek. Başka birine zarar verilmediği sürece önce ben demek bencillik değildir. Bir kadın iyi olmazsa, çevresindekiler de iyi olmaz bu unutulmamalı.


- Spor yapın
Spor yapmak insanları hem rahatlatıyor hem de mutlu ediyor. Meme kanseri olan kadınlar doktorlarının izin verdiği ölçüde hayatlarına sporu dahil edebilirler. Yaşadıkları stresle baş etmede sporun desteğini alabilirler.

- Hobi edinin
Bir aktiviteye odaklandığında kişi yaşadığı olumsuzlukları, negatif şeyleri düşünmeye vakit bulamaz. O anı yaşamak zorunda kaldığı için bütün dikkatini ona vererek onunla uğraşır. Bu durum kişiyi rahatlatan bir unsurdur. Tedavi sürecinde, sonrasında bir hobi edinmek kişiyi mutlu da edeceğinden yaşanılan stresle baş etmeyi çok kolaylaştıracaktır.


- Sağlık kontrollerinizi aksatmayın
Tedavi sırasında zor bir dönem geçiren meme kanseri hastalarının birçoğu, geçirdikleri negatif dönemi unutmak, bu konudan uzak kalmak için sağlık kontrollerini aksatabiliyor. Tedavisi bitmiş, iyileşmiş olan hastaların bile sağlık kontrollerini aksatmamaları gerekir. Her kadının hiçbir neden yoksa bile her yıl en az bir kez jinekolog kontrolüne gitmesi gerektiği unutulmamalı.

- Sigarayı terk edin
Sigara kansere neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış maddeler içeriyor. İçilen her sigara insanları kansere bir adım daha yaklaştırıyor. Kanserin tekrarlanma olasılığını büyük ölçüde azaltmak ve daha sağlıklı olmak için sigaradan uzak durmak gerekiyor.


- Psikolojik destek alın
Tedavi sürecinde hastalar yaşadıkları stresle baş edemiyorlarsa, kendilerini sürekli mutsuz hissediyorlarsa, uykuları bozulduysa ve öfkelerini kontrol etmekte zorlanıyorlarsa bir klinik psikologdan destek almalılar. En güçlü kadınları bile karamsarlığa sokabilen meme kanseri özellikle hassas ve kırılgan yapıdaki kadınlar için daha zor geçebiliyor. Bu nedenle gerekirse klinik psikologdan psikolojik destek alın. Unutmayın ki herkes yaşamının zorlu dönemlerinde bir psikoloğa ihtiyaç duyabilir.


Meme kanseri kadınlarda görülen kanser tipleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Hayat boyu her 8 kadından birinin kansere yakalanma riski vardır. Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerden gelişen kanserlerdir.Meme dokusunun herhangi bir yerinden kaynaklanabilir.











Erken Teşhis Etmek İçin Muayene Seçenekleri:

KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ NASIL YAPILIR: Her kadın ayda bir kez kendi memesini kontrol etmelidir. Her kadının meme yapısının farklı olduğunu unutmamak gerekir. Ve her kadının memesi, yaş ile, mensturasyonun dönemi ile, hamilelikte, menapozda ve doğum kontrol hapı yada hormon ilecı kullandığında da değişiklikler gösterir. Menturasyon hemen öncesi veya menturasyon sırasında memelerin biraz şişmesi ve hassaslaşması da normaldir. Hasta kendi kendini muayene ederken verya başka bir zamanda memesinde farkettiği değişiklikleri hemen doktoruna bildirmelidir.



YILLIK DOKTOR KONTROLÜ: Ülkemizde meme hastalıkları genel cerrahi uzmanlık alanına girmektedir. Bu nedenle yıllık kontrolünüzü genel cerrahi uzmanının yapması doğru olur. Meme kanseri erken tanısında aktif rol almalısınız. Doktorunuzla yapacağınız görüşmeler sırasında, hangi bulgulara karşı uyanık olmanız ve düzenli kontrollerinizin planlanması konusunda bilgi alabilirsiniz. Bunun dışında sormak istediğiniz konuları önceden not alırsanız muayene sonrası görüşme sırasında unutmazsınız. Doktorun tavsiyeleri, sizin yaşınıza tıbbi özgeçmişinize ve diğer faktörlere bağlı olacaktır.

Meme Tümörü
MAMMOGRAFİ ve ULTRASON: Mammogram özel bir rontgen filmidir. Vücudun diğer bölgelerinde yapılan radyolojik incelemeden farklıdır. Gelişmiş ülkelerde düzenli olarak mamografi yapılması, kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm oranını hızla düşürmektedir.Her bir memenin iki yönlü biri üstten diğeri yandan çekilen filmidir. Çekilen filmin daha net olması için memenin 2 plaka arasında hafifçe sıkıştırılması gerekir. Bu sıkıştırma biraz rahatsızlık verse de sadece birkaç saniye sürecektir. Pek çok olguda mammografi henüz klinik bulgu vermeyen tümörlerin ortaya çıkarılmasını sağlar. Mammografi meme dokusu içinde küçük kalsiyum çöküntülerini de gösterir.


Her yaştaki kadınlar için, bir hekim tarafından meme muayenesi yapılması, periyodik sağlık kontrollerinin bir parçasıdır. Ancak 40 yaşında mutlaka bir mammografi alınmalı (baz mammografi) daha sonra yılda bir düzenli olarak çekilen mamografilerle + ultrasonografi ile her iki meme de radyolojik olarak takip edilmelidir. Klinik olarak yapılan muayeneler hiçbir zaman çekilen mammografinin yerini tutmaz.

Sağlıklı bir yaşam için her yaş döneminde belirli testlerin yaptırılması gerekiyor. Hastalıkların tedavisinde erken tanı hayati öneme sahip ve yaşam süresi boyunca belirli dönemlerde bazı tarama testlerinin yaptırılması şart.

Bebeklerde doğumdan itibaren ilk bir yıl yakın takip, muayene ve testler önemli. Yenidoğanlara yaşamın ilk 48-72 saatini takiben doğumsal metabolik hastalıklar açısından fenilketonüri, hipotiroidi ve biotinidaz eksikliği tarama testleri uygulanmalı. Yenidoğan döneminde bebeğin durumuna göre yenidoğan sarılığı için bilirubin testi de yapmak gerekebiliyor. Sağlıklı olan bebeklere 9 ay-1 yaş arası tam kan sayımı ve demir düzeyi ve idrar testleri yapılmalı. Hepatit aşısı yapılacaksa HBs Ag ve Anti HBs testleri yapılmalı ve buna göre Hepatit aşısı planlanmalıdır.

18 yasından sonra kan basıncı hipertansiyon taraması yapılması gerekiyor. Yine kan yağları için 20 yaşından sonra eğer ailede kalp damar rahatsızlığı varsa, risk grubunda olanların kolesterol ve kan yağlarına bakılması gerekiyor.

Orta yaşa kadar en az 2 yılda bir kan sayımı ve rutin biyokimyasal testlerin yapılması önerilmektedir.Burada önemli olan bir diğer nokta ise her bireyin sağlık yönünden risklerinin belirlenmesi ve o risklere göre tahlillerin yapılmasına öncelik verilmesidir.

Kadınlar için , rahim ağzı kanseri erken tanısı için yapılan PAP Smear tahlili büyük önem taşımaktadır. PAP Smear testi özellikle evli ve aktif cinsel hayatı olan kadınlara yılda bir kere yapılmalıdır.

40 yaş altında başka hiçbir ek riski olmayan kadın ve erkek hastalar için üç yılda bakılacak kolesterol, hemogram ve kan şekeri kontrolü yeterlidir. Kadınlar için ayrıca rahim ağzı kanseri erken tetkiki için yapılan PAP Smear büyük önem taşımaktadır. Test sonuçları normal değerlerde çıktığı koşullarda ortalama 3 yıl geçerlidir fakat uzmanın duruma göre önereceği tetkik aralıkları geçerli olmaktadır.

40 yaş ver üzeri hem kadın hem erkek için yıllık gaitada gizli kan tetkiki önemlidir.

50 yaşından sonra kolonoskopi şart; kolonoskopi en sık görülen kanser türlerinden biri olan bağırsak kanserinin erken tanısı için yapılan tetkiktir.

Kalp sağlığı için kolesterol değerlerine, hastanın kilosuna, diyabetine ve hipertansiyonu olup olmadığına ve aile öyküsüne bakarak gerekli tetkiklerin belirlenmesi gerekir.

65 yaş üstü bireylerde zatürre (pnömoni) aşısı büyük önem taşımaktadır. Çünkü zatürre, yine genç yaşlarda rahatça atlatılavilecek bir hastalıkken, 65 yaş üstünde önemli ölüm nedeni olabilir.

kişinin sağlık yönünden risk faktörleri,daha önce geçirmiş olduğu hastalıklar veya genetik özellikleri bu tahlillerin yapılma süresi veya önceliğini değiştirebilir.Yapılacak tahliller,tahlillerin sıklığı ve özellikleri konusunda son kararı kişiyi izleyen hekim verecektir.


Demansın en sık nedeni olan Alzheimer Hastalığı, erişkinlerde, tüm ırklarda ve her türlü eğitimsel, ekonomik alt yapıda görülmektedir. Bu hastalık için en önemli risk faktörü ileri yaştır. Alzheimer hastalığının görülme sıklığı yaş ile artmaktadır. 65 yaş üstü 100 kişiden 8’inde Alzheimer hastalığı görülmektedir, 85 yaş üzerindeki kişilerde sıklığı %20’dir. Alzheimer hastalığı beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyinde hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç yaşa göre beklenenden daha hızlı olmaktadır.
Alzheimer hastalığı bulaşıcı bir hastalık değildir, bir kanser hastalığı değildir.  Ancak ailede bir veya birden fazla Alzheimer Hastasının olması, bu hastalığa yakalanma riskini artırmaktadır.  Kafa travmaları ile Alzheimer Hastalığı arasında paralellik bulunmuştur. Kalp ve damar sağlığını etkileyen yüksek tansiyon, kalp hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek kolesterol seviyeleri de damarlarda kan akımını bozarak, beynin kan dolaşımını aksamasına yol açabilirler. Yeterince kanlanmayan beyin hücrelerinde bozulma daha çabuk olabileceğinden, bu durumların kontrol edilmesi  bu açıdan önem kazanmaktadır. Alzheimer hastalığından korunmak veya geciktirmek için;  vücut ağırlığını korumak, sigara ve aşırı alkolden kaçınmak gerekir. Sosyal topluluklara katılmak ve çevreye ilgili kalabilmek, vücuda ve akla egzersiz yaptırmak da Alzheimer Hastalığı için önerilen yöntemlerdir. Alzheimer hastalığında bellek kaybının yanı sıra, günlük sosyal aktiviteler ve mesleki durumları bozan bir hastalıktır. Ayrıca kişilik, davranış ve duygulanım  değişiklikleri de görülebilir.

AH’ nın belirtileri kısaca şu şekilde sıralanabilir:

  • Günlük yaşam aktivitelerini etkileyen bellek kaybı 
  • Günlük yaşam aktivitelerini yapmada güçlük 
  • İşte ve evde her zaman yapılan işlerde zorlanma 
  • Zaman ve mekan karmaşası 
  • Yargı ve karara varmada güçlük
  • Sık kullanılan eşyaların yerlerini değiştirme
  • Ruh hali ya da davranışlarda değişim 
  • Kişilik değişimleri 
  • Sorumluluktan kaçınma 
  • Yazarken ve konuşurken zorlanma



AH olan kişilerde bellek problemleri ve kognitif yıkım (düşünme ve nedenselleştirmede güçlük) vardır. Bu kişiler sonunda tek başlarına yaşamayı başaramaz hale gelirler. Karar vermek de güçlük çekme, kelime bulmak da ve düşüncelerini tamamlamada zorlanma gibi sıkıntılar yaşarlar. Kimi hastalarda kişilik ve davranış değişiklikleri görülebilir. Bazıları evden çıkıp kaybolabilirler. Gece ve gündüzü ayırt edemedikleri için gece yarısı kalkıp giyinip evden dışarı çıkmak isteyebilirler. Görme, tat alma ve koku almada kayıpları olabilir. Alzheimer hastalığı giderek yakınmaların arttığı bir durumdur  erken, orta ve ileri olmak zere üç devreye ayrılabilir.



Erken dönem Alzheimer hastalığında;  hastada ılımlı bellek kaybının yanı sıra, bildiği yerleri karıştırma, günlük aktivitelerini daha uzun sürede yapma, faturaları ödemede ve alışveriş yaparken para hesabında zorluklar yaşarlar. Giderek artan bir sıkıntı hali, karar vermede zorlanma yaşarlar. Hastalığın bir adım ileri orta devrede ise; günlük yasam aktivitelerinin sürmesini engelleyen belirgin düzeyde belirti ve problemler ortaya çıkar. Bellek kaybı ve şaşkınlık giderek artar ve şaşkın, dikkat süresi iyice kısalır, arkadaşlarını ve  akrabaları tanımakta zorluk yaşamaya başlarlar. Yeni yerleri ve bilgileri öğrenemez olurlar. Davranış problemleri, hayaller, yakınlarını suçlama ve  onların kendilerine zarar vereceği gibi paranoid düşüncelere kapılabilirler. İleri dönemde; hasta, bakım verenlere tam bağımlı hale gelir, fiziksel bozukluklarda meydana gelir. Kilo kaybı, devamlı uyuklama, idrar ve büyük abdest yapma kontrolünü tamamen kaybederler. 



Alzheimer Hastalığının ilk belirtilerinin ortaya çıkıp tanı konulması arasında ortalama 1 yıllık bir süre bulunmaktadır. En büyük terapötik faydanın sağlanabilmesi için, tedaviye erken başlamak gerekir. Bu Alzheimer Hastalığı’nın ilerlemesini geciktirmek ve tam bağımlı hale gelmeden önceki zaman dilimini uzatmak açısından önemlidir.
Bu sıkıntılar sadece AH için değil aynı zamanda hastanın yakınları ve sevdikleri için de oldukça güçtür. Alzheimer hastası ile ilgilenen kişilerin kaynaklara ihtiyaçları vardır ve üstesinden gelmeleri gereken zorluklar konusunda yapılabilecek şeyler olduğu yönünde ikna edilmeleri gerekmektedir. Bir Alzheimer hastası, ortalama 8 yıl bakım gerektirmektedir. Hasta ve yakınlarının çoğu evde bakımı tercih etmektedirler. Bu bakımı verebilmek için hasta yakınlarının çoğu, çalışma saatlerini azaltıyor ya da bakım vermek için işinden ayrılmaktadırlar. Ayrıca bakım verenlerin yarısında tedavi gerektiren depresyon görülebilir ve depresyon, hastanın bakımevine verilmesiyle de azalmaz, ancak hastanın kaybından 3 ay ile 1 yıl sonra  azalmaya başladığı bildirilmiştir.
Alzheimer Hastalığının tedavisinde asetil kolin esteraz inhibitörleri denilen bir grup ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar sinir hücreleri arasındaki iletimi sağlayan Asetil kolin denilen maddenin miktarını artırmaktadır. Ayrıca orta ve ileri AH da kullanılan bir ilaç daha bulunmaktadır. Bu ilaçlar daha çok sempromatik yani şikayetleri azaltıcı ilaçlardır. Ne yazık ki henüz hastalığı ortadan kaldıran ve ilerlemesini durduran bir ilaç yoktur. Ancak bu konuda yoğun çalışmalar devam etmektedir.



Saç kaybı, her üç erkekten ikisini etkilemektedir. Bazı erkeklerde saç kaybı 20’li yaşlarda başlar. Bu saç kaybındaki esas belirleyici faktör; erkeklerde genetik, kadınlarda ise menapoz gibi hormonal değişikliklerdir.

Ayrıca kazalar, yanıklar ve travmalar sonucu da saç kaybı yaşanabilmektedir. Saç ekim tekniklerindeki hızlı gelişim sayesinde son yıllarda dünyada ve ülkemizde saç ekimine olan ilgi hızla artmıştır. Özellikle FUE denilen tekniğin geliştirilmesi ile artık saç ekim işlemi, hastalar için yaptırması çok kolay olan bir işlem haline gelmiştir. Bu teknikle ekim işlemi sonrasında hızla gündelik yaşama dönebilirsiniz. Tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanan bu teknik sayesinde kellik artık korkulu bir rüya olmaktan çıkıyor. FUE tekniği; “Folicular Unit Extraction” kelimelerinin kısaltmasıdır. Bu teknikte Başınızın arka kısmında dökülmeye dayanıklı olan saç kökleri tek tek alınarak ekim yapılacak alana transfer edilir. Bu yöntemin başarısının bu kadar yüksek olmasını sağlayan şey saç köklerinin tek tek alınıp nakledilmesidir.

Saç ekimine uygun bir aday mıyım?

Saç ekiminde başarıyı etkileyen en önemli faktör; geride kalmış olan saçlarınızın kalitesidir. Özellikle başınızın arkasında ense bölgesinin üzerindeki alandaki saç folikülleri alınarak dökülmüş alanlara ekileceğinden, bu bölgedeki saç kalitesi saç ekiminin başarısını belirleyecek esas faktördür. Ayrıca doktorunuz muayene sonucu size saç mezoterapisi yada saç PRP uygulaması gibi yardımcı yöntemler de önerebilir.

Saç Ekimi Nasıl Gerçekleştirilir?

Saç ekimi için başınızın arka kısmında bulunan bölgeden saç folikülleri alınır. Bu alım işlemi esnasında ağrı duymamanız için o bölgeye lokal anestezik ilaç yapılarak uyuşturulur. Böylelikle hiçbir ağrı olmadan alım işlemi gerçekleştirilir. Daha sonra belirlenen alanlara ekim işlemi gerçekleştirilir. FUE tekniği ile yapılan saç ekimi sonrası, saç foliküllerinin alındığı bölgede herhangi bir kesi yada yara izi kalmaz. Saç ekimi cerrahi bir işlemdir ve mutlaka bu konuda Uzman bir Hekimin denetiminde ve steril hastane şartlarında gerçekleştirilmelidir. Lütfen merdivenaltı işletmelerde, denetimsiz şekilde yapılan uygulamalarla kendi sağlığınızı tehlikeye atmayınız.



Saçlarım Ekildikten sonra nasıl bir süreç gerçekleşecek?

Ekilen saçların bir kısmı ilk bir ay içerisinde dökülür ancak bu geçici bir dökülmedir. Saç kökleri yerinde durduğundan bu köklerden yeni saç gelişimi başlar. Bu süreç kişiden kişiye değişmekle beraber yaklaşık 3 ay kadar sürer.

Ekilen Saçlarım tekrar dökülecek mi?

Saç ekimi esnasında ekilen saç folikülleri normalde saç dökülmesine en dayanıklı olan bölgeden alınan saç folikülleridir. Dolayısıyla ekilen bu saçların tekrar dökülmesi beklenmez.

Saç Mezoterapisi ile saç olmayan yerden saç çıkartılabilir mi?

Saçlı deriye uygulanan mezoterapi uygulaması, saç köküne giden damarlarda bir artış sağlar. Bu da saçların daha gür, kalın ve sağlam çıkmasını sağlar. Ancak mezoterapi uygulaması saç olmayan
yerden saç çıkartamaz.





20 yaş dişleri genellikle 17-25 yaşları arasında sürerler. Sürme yaşı tamamlandığı halde diş kavsinde yerini alamamışlar ise gömülü 20 yaş dişleri olarak adlandırılırlar. Günümüz insanının çene yapısı önceki çağlarda yaşayan insanlara göre daha küçük olduğundan ve beslenme alışkanlıkları değişkenlik gösterdiğinden 20 yaş dişlerinin gömülü kalmasına daha sık rastlanılmaktadır.

Gömülü dişler;

• Tamamen kemik içerisinde olabilirler,
• Kısmen kemik kısmen yumuşak doku altında olabilirler,
• Kısmen sürmüş, kısmen yumuşak doku altında olabilirler.


20 yaş dişlerinin çekilmesini gerektiren durumlar:

Dişin üzerini örten yumuşak dokunun enfeksiyonu :
Perikoronitis olarak da adlandırılan bu durum, yarı sürmüş dişlerde dişin görünen kısmını çevreleyen yumuşak dokuların enfeksiyonu olarak tanımlanabilir.

Yumuşak dokularda gelişen bu enfeksiyon ağrıya neden olur ve ağrı çiğneme ile artış gösterir. Bu aşamada tedavi edilmez ise ilgili bölgede şişlik, yutkunmada güçlük ve ağız açmada kısıtlılık ağrıya eşlik edebilir.

Ağız içerisinde ilgili bölgedeki dişeti şişmiştir ve çok hassastır. Ufak bir temas ile altından iltihabi akıntı gelir. Alt çenenin altındaki lenf bezleri büyümüştür ve dokunulduğunda hassastır.

Dişeti hastalıklarının meydana gelmesi:
Gömülü yirmi yaş dişi, komşulukta olduğu dişin kemik desteğini zayıflatır ve o bölgede besin artığı birikimine sebep olabilir.

Kist ve tümörlerin meydana gelmesi:
Gömülü diş tamamiyle kemiğin içerisinde kaldığında dişe ait kese de onunla birlikte kalmaktadır. Folikül adı verilen bu keseden kistik bir oluşum ya da tümör gelişebilir.

Sebebi belli olmayan ağrıların meydana gelmesi:
Çoğu kez hastalar hekime 20 yaş dişi bölgesinde belli bir sebep olmaksızın ağrı şikayeti ile başvururlar. Eğer hastada alt çene eklemine bağlı bir neden yok ise oradaki gömülü dişin çıkartılması ağrı şikayetinin kaybolmasını sağlayabilir.

Çene kırığı olması:
Gömülü dişler çenede işgal ettikleri yer nedeniyle çene kemiğinde zayıf bir hat oluştururlar. Eğer çene kemiğinin o bölgesi travmaya maruz kalırsa, bu hat boyunca bir kırık meydana gelebilir.

Ortodontik sebepler:
20 yaş dişleri ortodontik tedavi tamamlandıktan sonra, sıralanmış olan dişlerin tekrar çapraşık hale gelmesine neden olabilir. Bu yüzden ortodontistler genellikle tedavi sonrasında 20 yaş dişlerinin alınmasını isterler. Ayrıca bazen ortodonti uzmanları 1. azı dişlerini geriye doğru hareket ettirmek istediklerinde, engel oluşturmamaları açısından 20 yaş dişlerinin çekimini öngörebilirler.