.fluid_container { margin: 0 auto; /* aling centered */ width: 100%; max-width: 900px; overflow: hidden; }

Hipertansiyondan uzak bir hayat sürmek bu tavsiyelerle mümkün...

Yapılan bilimsel araştırmalar hipertansiyonun, dünyada önlenebilir ölüm nedenleri arasında bir numaralı risk faktörü olduğunu gösteriyor. Ülkemizde her dört hastadan biri hipertansiyon nedeniyle hayatını kaybediyor.

Hipertansiyon yani bir diğer ismiyle yüksek tansiyon, kan dolaşımı için damarlarda gerekli olan kan basıncının normalden daha fazla olması olarak tanımlanır.

“Hastane ve polikliniklerde en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden birinin hipertansiyon” olduğuna değinen Avcılar Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahir Gökmen, hipertansiyon hakkında merak edilenleri anlatarak, tansiyondan uzak yaşamın püf noktalarını sıraladı.

HİPERTANSİYON RİSKİ YAŞLA BİRLİKTE ARTIYOR

Tüm gelişmiş ülkelerde çok yaygın bir sağlık sorunu olan hipertansiyon, yaş ilerledikçe görülme oranı da artan bir hastalıktır.

Hipertansiyonun önlenmesi tıbbi ve yaşamsal değişikliliklerle mümkündür. Yapılan bu değişikliklerle hedef organların zarar görmesi de engellenmiş olur.

Hedef organlar nelerdir?

  • Kalp
  • Beyin
  • Böbrek
  • Periferik damarlar
  • Atardamarlar
  • Göz


Hipertansiyon, başta genetik, kötü beslenme, obezite, stres ve yaşam gibi faktörlere bağlı olarak gelişir. Tansiyonun geri kalan yüzde 5’i sekonder hipertansiyondur. Bunların sebepleri ise şöyle sıralanabilir: Böbrek kaynaklı, endokrin kaynaklı, gebeliğe bağlı, nörolojik bazı bozukluklara bağlı.

Hipertansiyon tanısı nasıl konur?
Hastaların büyük bir kısmı baş ve ense ağrıları ile bazen de göz kararması, baş dönmesi ya da çarpıntı ile hastaneye başvururlar.

Normal tansiyon 120/80 mmHg’dır.

130/85mmHg üst sınırdır ve tansiyonu 140/90mmHg ve üzerinde olanlar tansiyon adayı olarak izlemeye alınmalıdır. Tansiyon hastası 5-10 dakika dinlendirildikten sonra, her iki koldan da dikkatlice ölçülmelidir.

Bir de beyaz önlük tansiyonu vardır. Hasta evde tansiyonunun normal olduğunu, hastaneye gelince yükseldiğini söyler. Gerekli durumlarda, özellikle tansiyon tedavisinde olumlu yanıt alınamayan hastalarda ideal tansiyon holteri takılarak hastanın 24 saat gerek gün içinde, gerek uykuda tansiyonunun izlenmesi gerekir. Bu sayede hastanın 24 saatlik tansiyon çizelgesi ve nabız sayısı kaydedilir.

EKG’de yüksek tansiyonun kalbe baskısını gösteren dalga değişimleri varsa Ekokardiyografi istenebilir.

Hipertansiyon uygun şekilde tedavi edilebilir, uygun tedavi kalp hastalıklarında yüzde 50, kalp krizlerinde yüzde 20, inme olaylarında yüzde 35 azalmaya neden olur.

Hasta, doktorunun uygun gördüğü ilaçları kullanır. Eğer hasta ilaçlarını kullanmaya başladıktan bir süre sonra yan etkilere maruz kalırsa vakit kaybetmeden doktoruna giderek bilgi almalıdır.

AKUPUNKTUR TANSİYONU TEDAVİ EDİYOR MU?
Yapılan çalışmalarda akupunktur başlangıçta tansiyonu düşürüyor ama tedavi sonlanınca üç-altı ay sonra tekrar nüksediyor.

Tansiyon tedavisinde son yıllarda aşı çalışmaları da var. İki ayrı ülkede bu konuda çalışmalar halen devam ediyor ve tıp camiası gelişmeleri umutla bekliyor.

YAŞAMINIZDA BİRKAÇ KÜÇÜK DEĞİŞİKLİK YAPIN!
Hipertansiyondan korunmanın yolu, yaşam biçiminde yapılacak küçük değişikliklerden geçiyor. Örneğin;
  • Tuz alımını azaltın, 
  • Kalsiyum ve potasyum alımını artırın, 
  • Fazla kilo ile mücadele edin, 
  • Sigarayı kesinlikle bırakın, 
  • Alkol tüketimini azaltın ya da bırakın, 
  • Fiziksel aktiviteyi yaşam tarzınız haline getirin. Yürüyün ve yüzün,
  • Stresten uzak durmaya çalışın.




Hastanemizin sembol isimlerinden Burhan Birli; 1960 yılında, İzmir'de dünyaya geldi. Lise eğitimi 1976'da İzmir Atatürk Lisesinde tamamlayan Birli, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandı. Deneyimli doktorumuzun uzmanlık alanı akupunktur ve uçuş hekimliği. Avcılar Hospital bünyesinde 19 yıldır görev yapan Dr. Burhan Birli, ingilizce de biliyor.
ÇOCUKLARDA GİZLİ TEHLİKE: HİPOTİROİDİ
"Büyümenin ve zekanın önündeki engel..."
Avcılar Hospital Pediatrik Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aliye Sevil Sarıkaya, hipotiroidinin, doğuştan olabileceği gibi herhangi bir yaşta da görülebileceğini belirterek, tiroidin eksikliği durumunda çocukta zeka düzeyinde kalıcı, belirgin düşüklük gözlenebileceğini vurguladı ve ebeveynlere tavsiyelerde bulundu.
Boyun bölgesinin alt tarafında yer alan tiroid bezi tarafından salgılanan tiroid hormonu; büyüme ve gelişmeyi, vücut metabolizmasının işleyişini ayarlar. En kritik etkisi ise merkez sinir sisteminin gelişimi üzerinedir.
Tiroid hormonu, anne karnında başlar ve tüm çocukluk döneminde büyüme tamamlanıncaya kadar büyük önem taşır. Tiroid bezinin yetersiz çalışması sonucu bu hormon gerektiği kadar salgılanamazsa buna hipotiroidi denir.

TANI ERKEN KONURSA ZEKA GERİLİĞİ ÖNLENEBİLİRTanının, bebek doğar doğmaz konması muhtemel bir zeka geriliğini önler. Tanıdaki gecikme tedavi başlanmasına rağmen oluşan hasarı geri döndüremez. Tüm yenidoğan bebeklere Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan hipotiroidi tarama programı ile klinik bulgular oluşmadan, erken dönemde hastalığın tespiti mümkündür.
Türkiye’de doğumsal hipotiroidi, dünya geneline göre daha sık görülüyor. Bunun sebebi ise; akraba evliliğinin ülkemizde fazla olması ve iyot eksikliği. Doğumsal hipotiroidi yenidoğan dönemde hiç belirti vermeyebileceği gibi belirtiler çok hafif de olabilir.
GEÇ KONUŞAN VE GEÇ YÜRÜYEN BEBEKLERE DİKKAT!Çocukluk ve ergenlik döneminde tiroid yetersizliği ise dişlerin geç
çıkması, yürüme ve konuşmada gecikme, büyümede yavaşlama, saç dökülmesi, alt kuruluğu, kabızlık, halsizlik, uykuya eğilim, hızlı kilo alımı, konsantrasyon bozukluğu ve okul başarısında düşmeye neden olabilir.
Sonuç olarak çocuk kolay kilo alıyor ve boy gelişimi, yaşıtlarına göre geri kalıyorsa tiroid hormon tedavisi gerekebilir, mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerekir.
ERGENLİK ÇAĞINDAKİ KIZLARI VURUYORDaha çok ergenlik çağındaki kız çocuklarında gözlenen bir hipotiroidi türü olan hashimoto tiroidi, otoimmün bir hastalıktır. Bu hastalıkta vücut kendi tiroid bezini adeta bir yabancı gibi algılayıp onu yok etmek ister. Ürettiği antikorlar tiroid bezine bağlanarak tiroid hücrelerini harap
ederler ve hastalık ilerledikçe tiroid yetmezliği gelişir. Genetik eğilim önemli olup aynı ailede benzer hastalık görülme riski fazladır. Bu nedenle eğer kişide hashimoto tiroidi varsa ailenin diğer bireylerinde de tiroid tetkikleri yapılmalıdır.
HİPERTİROİDİ MUTLAKA TEDAVİ EDİLMELİHipotiroidiye göre çok daha nadir rastlanan tiroid bezinin fazla çalışması (hipertiroidi) halinde ise çocuklarda sinirlilik, terleme, çarpıntı, kilo kaybı, uykusuzluk ve bağırsak hareketlerinde artış gözlenebilir. Hipertiroidi mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Hipertiroidinin
tekrarlayıcı bir sağlık sorunu olabileceği, belirli aralıklarla kontrol testlerinin yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Serra Toprak "Bizi Tanıyın" köşemizin konuğu oldu. Doktorumuzla gerçekleştirdiğimiz röportajın duygu yükü yüksek oldu. Çocukluğunda mühendis babasını örnek alıp mühendis olmak isteyen Serra Toprak, yine babasının yönlendirmesiyle tıp okumaya karar verdi. Üniversite sınavından 10 gün önce babasını kaybetti ama o babasının isteğini gerçekleştirdi. Serra Toprak "Keşke babam da görebilseydi" diyor.
📍Nerede, kaç yılında doğdunuz?
1973 yılında İstanbul'da doğdum.
📍Doktorluğa ilginiz ne zaman başladı?
Aslında çocukluk yaşlarımda örnek aldığım babam gibi mühendis olmak istiyordum. Üniversitede tercih zamanı geldiğinde babam kişilik yapımın doktorluğa daha yatkın olduğunu hissettiğini söyledi. Gerçekten de haklıydı. İyi ki de hekimliği seçmişim. Bu arada göremedi doktor olduğumu keşke görebilseydi. Sınavdan 10 gün önce beyin kanamasından kaybettik.
📍Bu branşı seçmeye nasıl karar verdiniz?
Ayrıntılara girmeyi seven birisiyim. Bu yüzden spesifik bir branş seçmeliydim. Ben de öyle yaptım.
📍Hangi okuldan mezunsunuz?
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezunum.
📍Hangi sağlık kuruluşlarında çalıştınız?
Çalışma hayatıma öğrenciliğimin geçtiği İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nde asistan doktor olarak başladım. Uzmanlığımı aldıktan sonra da Avcılar Hospital'a geldim. 11 senedir de burada çalışıyorum.
📍Meslek hayatınızda yaşadığınız en ilginç olay nedir?
İlginç değil de unutamadığım bir anımı anlatsam... 6-7 yaşlarında babası ile muayeneye gelen şirin mi şirin bir kız hastam vardı. Muayene sırasından anlayamadığım bir sebepten babası bana bağırmaya, ses tonunu yükseltmeye başladı. Duymazdan gelip sakin sakin küçük kızın muayenesini yaptım. Ayrıntıları ile hastalığı ve tedaisi konusunda babasını bilgilendirdim. Bir ay sonra takibe geldiklerinde babası bana evde kızının "Ben doktorumu seviyorum sakın bir daha ona bağırma bağırırsan bir daha doktora seninle gitmem bak" dediğini itiraf etti. Küçücük bir çocuktan kocaman bir ders.
📍İdeal hasta-doktor ilişkisi nasıl olmalı?Biliyorsun Avrupa'da doktorlar hastalarla empati kurabilmek için drama dersleri alıyorlar. Ben de bir dönem iletişim kursuna gitmiştim. Bence iyi bir doktor hastasına empati ile yaklaşabilmeli.
📍Avcılar Hospital için ne demek istersiniz?11 senedir Avcılar Hospital'de çalışıyorum ve tüm içtenliğimle söylüyorum bu hastanede çalışmaktan çok memnunum. Bu hastanede huzur, anlayış ve samimiyeti hissedebiliyorsun.
📍İnsanlar neden hastanemizi tercih etmeli?Etik kurallara uygun çalışan temiz bir hastane.
Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Nil Bilgen anlatıyor
RÜYAMDA BEYAZ
ÖNLÜK GİYİYORDUM


18 yıldır Avcılar Hospital bünyesinde görev yapan değerli hekimimiz Nil Bilgen ile çocukluk hayallerini, eğitimini, kariyerini konuştuk. Keyifli röportajda ilginç hatırasını da anlatan Bilgen, Avcılar Hospital için ise "Hastanemiz özel olmakla beraber olayın mali boyutunu hiç düşünmeden hastaya hizmet vermek isteyen bir kurumdur" yorumunu yaptı.

🔻🔻🔻

-Nerede ve kaç yılında doğduğunuzu öğrenebilir miyim?


1962 yılında İstanbul’da doğdum.

-Doktorluk mesleğine ilk olarak nasıl ilgi duydunuz? 
Çocukluk döneminde dahi evcilik oynarken doktor oluyordum, kendi bebeklerime iğne yapıyordum. Bana “Büyüyünce ne olacaksın” diye sorduklarında hep "Doktor olacağım” diyordum. Yani küçüklükten itibaren kendimi doktorluğa yönlendirdim. Doktor olmak için adaklar bile adadım. Rüyalarımda beyaz önlük giyerken görüyordum kendimi. Sonra İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandım. Çok severek okudum. İhtisasımı Haseki Hastanesi’nde tamamladım. 1 yıl kadar orada uzman olarak çalıştıktan sonra istifa ederek Avcılar Hospital’a geldim. Burayı, aile ortamını çok sevdim. 18 yıldır da Avcılar Hospital’da Kadın Doğum Uzmanı olarak görev yapmaktayım.

-Bu branşı tercih etmenizdeki etken nedir?Çocukları çok seviyordum. Kadın Doğum Bölümü benim için idealdi. Hem bebeklerle hem büyük insanlarla ilgilenecektim. O sebeple kadın doğumu seçtim.

-Hastalarla ilişkiniz nasıldır? Sizce ideal hasta-doktor ilişkisi nasıl olmalıdır?
Hastalarla çok yakın ilişki kurmaya çalışırım. Tanıyı koymak için hastalıklarına yönelik sorular sorarken, aynı zamanda onların ruh halini de anlamaya çalışırım. Çok yakın ilişki kurulduğunda hastaların tedavisinin bir kısmının hallolduğunu düşünüyorum.

-İnsanlar neden Avcılar Hospital’ı tercih etmeli?
Avcılar Hospital özel hastane olmakla beraber, olayın mali boyutunu hiç düşünmeden hastaya hizmet vermek isteyen bir kurumdur. Hastane yönetimi ve hastane için mali boyutun hiç önemi yoktur. Anlayışımız; hasta Avcılar Hospital’a geldiğinde tüm sorunun çözülmesidir, bizim bakış açımız budur. Buradan hasta memnun ayrılmalıdır Avcılar Hospital’ın ideolojisi budur: Memnuniyet ve tedavi…

-18 yılda yüzlerce hastanız olmuştur. Sizi çok etkileyen bir anınızı paylaşabilir misiniz?
Beni çok etkileyen şöyle bir olay olmuştu. 17 yıllık evli olup da çocuğu olmayan bir aile deprem sırasında anne ve babasını yitirmiş bir bebeğe yuva olmuştu. Bu hastamın evlat edinmesi süresince bir adet düzensizliği olmuştu ve bana gelmişti. Muayene ettiğimde onun gebe olduğunu gördüm ve çok sevinerek “Sen gebesin, 6 haftalık gebesin” diye mutluluğumu onunla paylaşırken, o üzüldü ve “Ama bu bu çocuk ne olacak siz bu bebeği alın” demişti. Evlat edindiği bebeğe o kadar bağlanmıştı ki, o çocuk onun için o kadar önemliydi ki, çocuğa olan ilginin bölüneceğini düşünerek, yıllarca istediği bebekten vazgeçmeye karar vermişti. Tabii ki buna engel olduk ve bebeğimizi de doğurttuk. Bu olay beni çok etkilemişti.

-Genç doktor adaylarına nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?
Ben tabii ki kendi branşımla ilgili konuşmak isterim. Eğer başarılı bir Kadın Doğum Uzmanı olmak istiyorlarsa, kendi özel hayatlarını bir kenara bırakıp, önce hastaya ait bir hayatı yaşamak üzere bu işe girmeliler. Çünkü Kadın Doğum Uzmanlığı'nda gece olan doğumlara gelmek gerekir. Hafta sonu telefonun açık bırakılması uygundur. Önce meslek, sonra evlilik, sonra çocuklar… Bunu kabul ederek bu işe başlasınlar. Özveri gerekiyor, ailesinin de özverili olması gerekiyor tabii ki.


Nil Bilgen'den tavsiyeler: "Her aileye en az bir bebek… Sağlıklı ve normal doğum hedeflenen... Bebek için sonuna kadar uğraşmak gerekir. Aile olduktan sonra en önemli faktörün bebek olduğunu düşünüyorum."
IŞIK CANER: REFERANS HASTANE OLDUK
Dermatoloji bölümümüzün deneyimli ismi Doç. Dr. Işık Caner kariyerini ve Avcılar Hospital'ı anlattı. 

📍Kaç yılında nerede doğdunuz?

12 Temmuz 1959 yılında Adana'da doğdum.

📍Doktorluğa ilginiz ne zaman başladı?Bu çocukluktan gelen bir şey. Daha doğrusu annemin ve babamın beni hep işlemeleri... Çalışkan bir öğrenciydim. "Kızım doktor olacak, kızım doktor olacak" laflarıyla büyüyünce... Odakta hep tıp fakültesi vardı, başka bir şey düşünmedim zaten. Beşiktaş Kız Lisesi'nde mezun oldum. Orayı da birincilikle bitirmiştim. Cerrahpaşa'yı kazandım. 1982'de mezun oldum. Şansımıza o sene mecburi hizmet çıktı, sonrasında mecburi hizmete gittim.

📍Bu branşı seçmenizdeki faktör nedir?Ben öğrenciyken ve mecburi hizmete gidene kadar hep kardiyolog olmak istiyordum. İç hastalıkları üzerine de kardiyoloji ihtisası yapmayı hedefliyordum. İlgim o bölümdeydi. Ama mecburi hizmetteyken çocuğum oldu ve o branş çok yorucuydu. Öyle olunca kadın olarak benim için daha rahat bir bölümü seçmeye karar verdim ve cildiye branşını seçtim. Bizim dönemimizde sınava girdiğimizde hangi branşı istiyorsak; sorular yüzde 50 o branştan, diğer yüzde 50 genel tıptan geliyordu. İlk sınavda zaten kazandım. Haseki Hastanesi'nde 1984'te ihtisasa başladım. 87'de ihtisasımı bitirdim. Uzman olduktan sonra orada başasistan olmam istendi. Bakanlığın da onayıyla başasistanlık sınavına girerek başasistan oldum. Sonrasında şef muavini oldum. Ardından şefimin de desteğiyle doçentliğe hazırlandım. Zaten kariyer yapmak istiyordum. Tabii bu yıllarca süren bir uğraş... Yurt dışı yayınlar, kongreler, katılımlar... Ankara'da girdim doçentlik sınavına, 1995'te doçent oldum.

📍Avcılar Hospital'a geçişiniz nasıl oldu?Doçent olmuştum artık... Tabii benim şefim de genç bir bayandı. Yer olarak benim önümü açacak bir durumu yoktu. O arada özel hayatımda da bir takım değişiklikler oldu.... Doktor Mehmet Bey benim üniversiteden arkadaşımdı. O geldi "Ben hastane açıyorum, kime teklif yapalım" dedi. Ben de "Ben gelirim" dedim (Gülüyor). O şekilde buraya geldim. Açıldığı ilk günden itibaren buradayım. Meslek hayatımda en uzun çalıştığım yer burası oldu.

📍Avcılar Hospital sizin için ne demek?Benim için ikinci yuvam gibi oldu. Başka bir alternatif hiç düşünmedim. Teklifler oldu ama hiç bakmadım bile. Uzun yılları kapsayan süreç boyunca biz burada depremi yaşadık, özel hayatımızda sıkıntıları yaşadık. Arkadaşlarımızla bir sürü paylaşımlarda bulunduk, depremin travmasını hep birlikte atlattık... İlk başlarda hasta sayımız çok azdı. Git gide büyüdük tanındık... Hastanemizin her dönemine şahit oldum.

👍🏻İnsanlar neden Avcılar Hospital'ı tercih etmeli?Bir defa etik çalışan bir hastaneyiz. Doktorlar olarak hiçbir zaman parayı ön plana koymadık. Para artsın diye herhangi hastamıza gereksiz bir işlem yapmadık ve yapmayız da... Yönetim de her zaman herkese bunu empoze etti. O açıdan da yönetimle doktor kadrosu çok iyi anlaştı. Mesela bir sürü hastanede doktora yüzde verilir. Ne yönetim böyle bir şey istedi ne de biz öyle bir şey düşünmedik zaten... Hastaya yararı olacak, gerekli şeyleri yapıyoruz. O açıdan hasta için bu önemli. Hastayı suistimal etmiyoruz. Gereksiz masraf, gereksiz tetkik olmaz... Bunlar çok önemli çünkü piyasada o kadar çok suistimal eden yerler var ki... İkincisi kadro olarak büyük bir kısmımız sabitiz. Ben doğduğunda isiliğine baktığım bebeğin bugün aknesini tedavi edebiliyorum. Olmuş 17, 18 yaşında... Yani hastanın geçmişini biliyoruz, hasta bizi tanıyor... Cilt sorunu olduğunda nerede olursa olsun geliyor. Hastada bir güven ortamı aşıladık. Kadro değişmemesi iyi bir şeydir. Mesela "İnternet'ten baktım siz oradaymışsınız yine o sebeple geldim" diyorlar. Bu özel bir şeydir... Artı eğitim olarak iyiyiz. Referans hastanesi gibi olduk. Bir iki doktora gittikten sonra "Siz de aynı şeyi söylerseniz kullanacağım" diyen birçok insan geliyor mesela... Benim açımdan da, hastane açısından da güzel bir durum.

📍Meslek hayatınızdaki ilginç bir anıyı paylaşır mısınız?Bir gün yaşlı bir amca geldi muayeneye... "Ben yaşıma göre çok iyiyim, şöyleyim, böyleyim" diyor. Kendisinde yaşlılık kaşıntısı vardı. Ben muayene ettikten sonra "Cildiniz biraz kurumuş" dedim. Yaşlılık kelimesine çok kullanmıyorum, hastalarımı irrite etmemek için. Kendisi "Yaşlılıktan mı" dedi. Ben "Öyle de diyebiliriz" deyince olanlar oldu... "Yok" dedi "Ben çok iyiyim doktor hanım" diyerek kapının oraya gidip, kapı ile cam arasında koşuşturmaya başladı. Bir oraya bir buraya , bir oraya bir buraya koşuyor. "Bak nasıl koşuyorum doktor hanım" diyor. Ben de ne yapacağımı şaşırdım sonra "Tamam ikna oldum" diyerek hastamızı uğurladık.

Özellikle kronik hastaları etkileyen mevsim değişiklikleri yaşlıların, çocukların ve hamilelerin bağışıklık sistemi zayıf olduğunda savunma mekanizmalarını etkileyip hastalıklara yol açabiliyor.

Kronik rahatsızlığı olanlar mevsimsel değişimlerde risk grubundadır. Gribe yol açan virüsler sağlıklı bireyleri etkilediği gibi kronik rahatsızlığı olan kişilerde daha ağır ilerleyebilir. Özellikle yüksek tansiyon, kalp ve diyabet hastalık grubundaki kişilerde grip hızlı ilerleyip zatürreye yol açabilir. Kronik rahatsızlıkları olan kişilerin mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemi daha zayıf olacağından daha dikkatli olmaları gerekir. Aynı durum yaşlılar, hamileler ve çocuklar içi de geçerlidir.

Mevsim değişliklerinde beden sağlığımız kadar psikolojik sağlığımız da tehlike altındadır. Depresyon kış aylarında biraz daha fazla görülür. Duygu durum bozukluğu olarak depresyon bu dönemde nüksedebilir, iki uçlu duygu durum bozukluğuna (manik depresif hastalık) bağlı depresyonda artış olmaktadır. Mevsimsel depresyon herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. En çok Eylül-Ekim arasında görülmektedir. İki hafta geçtiği halde kişinin depresif hali ve ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Mevsimler geçişlerinin genel vücut sağlığı üzerinde etkilere karşı bazı önlemler alınabilir. Bunun için her bireyin sağlıklı beslenme, düzenli uyku rutini ve fiziksel aktivitelerde planlama yapması gerekmektedir. Bu sayede bağışıklık sistemi güçlenerek birçok oluşabilecek mevsimsel rahatsızlıklardan korunuruz.