.fluid_container { margin: 0 auto; /* aling centered */ width: 100%; max-width: 900px; overflow: hidden; }
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Serra Toprak "Bizi Tanıyın" köşemizin konuğu oldu. Doktorumuzla gerçekleştirdiğimiz röportajın duygu yükü yüksek oldu. Çocukluğunda mühendis babasını örnek alıp mühendis olmak isteyen Serra Toprak, yine babasının yönlendirmesiyle tıp okumaya karar verdi. Üniversite sınavından 10 gün önce babasını kaybetti ama o babasının isteğini gerçekleştirdi. Serra Toprak "Keşke babam da görebilseydi" diyor.
📍Nerede, kaç yılında doğdunuz?
1973 yılında İstanbul'da doğdum.
📍Doktorluğa ilginiz ne zaman başladı?
Aslında çocukluk yaşlarımda örnek aldığım babam gibi mühendis olmak istiyordum. Üniversitede tercih zamanı geldiğinde babam kişilik yapımın doktorluğa daha yatkın olduğunu hissettiğini söyledi. Gerçekten de haklıydı. İyi ki de hekimliği seçmişim. Bu arada göremedi doktor olduğumu keşke görebilseydi. Sınavdan 10 gün önce beyin kanamasından kaybettik.
📍Bu branşı seçmeye nasıl karar verdiniz?
Ayrıntılara girmeyi seven birisiyim. Bu yüzden spesifik bir branş seçmeliydim. Ben de öyle yaptım.
📍Hangi okuldan mezunsunuz?
İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nden mezunum.
📍Hangi sağlık kuruluşlarında çalıştınız?
Çalışma hayatıma öğrenciliğimin geçtiği İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi'nde asistan doktor olarak başladım. Uzmanlığımı aldıktan sonra da Avcılar Hospital'a geldim. 11 senedir de burada çalışıyorum.
📍Meslek hayatınızda yaşadığınız en ilginç olay nedir?
İlginç değil de unutamadığım bir anımı anlatsam... 6-7 yaşlarında babası ile muayeneye gelen şirin mi şirin bir kız hastam vardı. Muayene sırasından anlayamadığım bir sebepten babası bana bağırmaya, ses tonunu yükseltmeye başladı. Duymazdan gelip sakin sakin küçük kızın muayenesini yaptım. Ayrıntıları ile hastalığı ve tedaisi konusunda babasını bilgilendirdim. Bir ay sonra takibe geldiklerinde babası bana evde kızının "Ben doktorumu seviyorum sakın bir daha ona bağırma bağırırsan bir daha doktora seninle gitmem bak" dediğini itiraf etti. Küçücük bir çocuktan kocaman bir ders.
📍İdeal hasta-doktor ilişkisi nasıl olmalı?Biliyorsun Avrupa'da doktorlar hastalarla empati kurabilmek için drama dersleri alıyorlar. Ben de bir dönem iletişim kursuna gitmiştim. Bence iyi bir doktor hastasına empati ile yaklaşabilmeli.
📍Avcılar Hospital için ne demek istersiniz?11 senedir Avcılar Hospital'de çalışıyorum ve tüm içtenliğimle söylüyorum bu hastanede çalışmaktan çok memnunum. Bu hastanede huzur, anlayış ve samimiyeti hissedebiliyorsun.
📍İnsanlar neden hastanemizi tercih etmeli?Etik kurallara uygun çalışan temiz bir hastane.
Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Nil Bilgen anlatıyor
RÜYAMDA BEYAZ
ÖNLÜK GİYİYORDUM


18 yıldır Avcılar Hospital bünyesinde görev yapan değerli hekimimiz Nil Bilgen ile çocukluk hayallerini, eğitimini, kariyerini konuştuk. Keyifli röportajda ilginç hatırasını da anlatan Bilgen, Avcılar Hospital için ise "Hastanemiz özel olmakla beraber olayın mali boyutunu hiç düşünmeden hastaya hizmet vermek isteyen bir kurumdur" yorumunu yaptı.

🔻🔻🔻

-Nerede ve kaç yılında doğduğunuzu öğrenebilir miyim?


1962 yılında İstanbul’da doğdum.

-Doktorluk mesleğine ilk olarak nasıl ilgi duydunuz? 
Çocukluk döneminde dahi evcilik oynarken doktor oluyordum, kendi bebeklerime iğne yapıyordum. Bana “Büyüyünce ne olacaksın” diye sorduklarında hep "Doktor olacağım” diyordum. Yani küçüklükten itibaren kendimi doktorluğa yönlendirdim. Doktor olmak için adaklar bile adadım. Rüyalarımda beyaz önlük giyerken görüyordum kendimi. Sonra İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandım. Çok severek okudum. İhtisasımı Haseki Hastanesi’nde tamamladım. 1 yıl kadar orada uzman olarak çalıştıktan sonra istifa ederek Avcılar Hospital’a geldim. Burayı, aile ortamını çok sevdim. 18 yıldır da Avcılar Hospital’da Kadın Doğum Uzmanı olarak görev yapmaktayım.

-Bu branşı tercih etmenizdeki etken nedir?Çocukları çok seviyordum. Kadın Doğum Bölümü benim için idealdi. Hem bebeklerle hem büyük insanlarla ilgilenecektim. O sebeple kadın doğumu seçtim.

-Hastalarla ilişkiniz nasıldır? Sizce ideal hasta-doktor ilişkisi nasıl olmalıdır?
Hastalarla çok yakın ilişki kurmaya çalışırım. Tanıyı koymak için hastalıklarına yönelik sorular sorarken, aynı zamanda onların ruh halini de anlamaya çalışırım. Çok yakın ilişki kurulduğunda hastaların tedavisinin bir kısmının hallolduğunu düşünüyorum.

-İnsanlar neden Avcılar Hospital’ı tercih etmeli?
Avcılar Hospital özel hastane olmakla beraber, olayın mali boyutunu hiç düşünmeden hastaya hizmet vermek isteyen bir kurumdur. Hastane yönetimi ve hastane için mali boyutun hiç önemi yoktur. Anlayışımız; hasta Avcılar Hospital’a geldiğinde tüm sorunun çözülmesidir, bizim bakış açımız budur. Buradan hasta memnun ayrılmalıdır Avcılar Hospital’ın ideolojisi budur: Memnuniyet ve tedavi…

-18 yılda yüzlerce hastanız olmuştur. Sizi çok etkileyen bir anınızı paylaşabilir misiniz?
Beni çok etkileyen şöyle bir olay olmuştu. 17 yıllık evli olup da çocuğu olmayan bir aile deprem sırasında anne ve babasını yitirmiş bir bebeğe yuva olmuştu. Bu hastamın evlat edinmesi süresince bir adet düzensizliği olmuştu ve bana gelmişti. Muayene ettiğimde onun gebe olduğunu gördüm ve çok sevinerek “Sen gebesin, 6 haftalık gebesin” diye mutluluğumu onunla paylaşırken, o üzüldü ve “Ama bu bu çocuk ne olacak siz bu bebeği alın” demişti. Evlat edindiği bebeğe o kadar bağlanmıştı ki, o çocuk onun için o kadar önemliydi ki, çocuğa olan ilginin bölüneceğini düşünerek, yıllarca istediği bebekten vazgeçmeye karar vermişti. Tabii ki buna engel olduk ve bebeğimizi de doğurttuk. Bu olay beni çok etkilemişti.

-Genç doktor adaylarına nasıl tavsiyelerde bulunursunuz?
Ben tabii ki kendi branşımla ilgili konuşmak isterim. Eğer başarılı bir Kadın Doğum Uzmanı olmak istiyorlarsa, kendi özel hayatlarını bir kenara bırakıp, önce hastaya ait bir hayatı yaşamak üzere bu işe girmeliler. Çünkü Kadın Doğum Uzmanlığı'nda gece olan doğumlara gelmek gerekir. Hafta sonu telefonun açık bırakılması uygundur. Önce meslek, sonra evlilik, sonra çocuklar… Bunu kabul ederek bu işe başlasınlar. Özveri gerekiyor, ailesinin de özverili olması gerekiyor tabii ki.


Nil Bilgen'den tavsiyeler: "Her aileye en az bir bebek… Sağlıklı ve normal doğum hedeflenen... Bebek için sonuna kadar uğraşmak gerekir. Aile olduktan sonra en önemli faktörün bebek olduğunu düşünüyorum."
IŞIK CANER: REFERANS HASTANE OLDUK
Dermatoloji bölümümüzün deneyimli ismi Doç. Dr. Işık Caner kariyerini ve Avcılar Hospital'ı anlattı. 

📍Kaç yılında nerede doğdunuz?

12 Temmuz 1959 yılında Adana'da doğdum.

📍Doktorluğa ilginiz ne zaman başladı?Bu çocukluktan gelen bir şey. Daha doğrusu annemin ve babamın beni hep işlemeleri... Çalışkan bir öğrenciydim. "Kızım doktor olacak, kızım doktor olacak" laflarıyla büyüyünce... Odakta hep tıp fakültesi vardı, başka bir şey düşünmedim zaten. Beşiktaş Kız Lisesi'nde mezun oldum. Orayı da birincilikle bitirmiştim. Cerrahpaşa'yı kazandım. 1982'de mezun oldum. Şansımıza o sene mecburi hizmet çıktı, sonrasında mecburi hizmete gittim.

📍Bu branşı seçmenizdeki faktör nedir?Ben öğrenciyken ve mecburi hizmete gidene kadar hep kardiyolog olmak istiyordum. İç hastalıkları üzerine de kardiyoloji ihtisası yapmayı hedefliyordum. İlgim o bölümdeydi. Ama mecburi hizmetteyken çocuğum oldu ve o branş çok yorucuydu. Öyle olunca kadın olarak benim için daha rahat bir bölümü seçmeye karar verdim ve cildiye branşını seçtim. Bizim dönemimizde sınava girdiğimizde hangi branşı istiyorsak; sorular yüzde 50 o branştan, diğer yüzde 50 genel tıptan geliyordu. İlk sınavda zaten kazandım. Haseki Hastanesi'nde 1984'te ihtisasa başladım. 87'de ihtisasımı bitirdim. Uzman olduktan sonra orada başasistan olmam istendi. Bakanlığın da onayıyla başasistanlık sınavına girerek başasistan oldum. Sonrasında şef muavini oldum. Ardından şefimin de desteğiyle doçentliğe hazırlandım. Zaten kariyer yapmak istiyordum. Tabii bu yıllarca süren bir uğraş... Yurt dışı yayınlar, kongreler, katılımlar... Ankara'da girdim doçentlik sınavına, 1995'te doçent oldum.

📍Avcılar Hospital'a geçişiniz nasıl oldu?Doçent olmuştum artık... Tabii benim şefim de genç bir bayandı. Yer olarak benim önümü açacak bir durumu yoktu. O arada özel hayatımda da bir takım değişiklikler oldu.... Doktor Mehmet Bey benim üniversiteden arkadaşımdı. O geldi "Ben hastane açıyorum, kime teklif yapalım" dedi. Ben de "Ben gelirim" dedim (Gülüyor). O şekilde buraya geldim. Açıldığı ilk günden itibaren buradayım. Meslek hayatımda en uzun çalıştığım yer burası oldu.

📍Avcılar Hospital sizin için ne demek?Benim için ikinci yuvam gibi oldu. Başka bir alternatif hiç düşünmedim. Teklifler oldu ama hiç bakmadım bile. Uzun yılları kapsayan süreç boyunca biz burada depremi yaşadık, özel hayatımızda sıkıntıları yaşadık. Arkadaşlarımızla bir sürü paylaşımlarda bulunduk, depremin travmasını hep birlikte atlattık... İlk başlarda hasta sayımız çok azdı. Git gide büyüdük tanındık... Hastanemizin her dönemine şahit oldum.

👍🏻İnsanlar neden Avcılar Hospital'ı tercih etmeli?Bir defa etik çalışan bir hastaneyiz. Doktorlar olarak hiçbir zaman parayı ön plana koymadık. Para artsın diye herhangi hastamıza gereksiz bir işlem yapmadık ve yapmayız da... Yönetim de her zaman herkese bunu empoze etti. O açıdan da yönetimle doktor kadrosu çok iyi anlaştı. Mesela bir sürü hastanede doktora yüzde verilir. Ne yönetim böyle bir şey istedi ne de biz öyle bir şey düşünmedik zaten... Hastaya yararı olacak, gerekli şeyleri yapıyoruz. O açıdan hasta için bu önemli. Hastayı suistimal etmiyoruz. Gereksiz masraf, gereksiz tetkik olmaz... Bunlar çok önemli çünkü piyasada o kadar çok suistimal eden yerler var ki... İkincisi kadro olarak büyük bir kısmımız sabitiz. Ben doğduğunda isiliğine baktığım bebeğin bugün aknesini tedavi edebiliyorum. Olmuş 17, 18 yaşında... Yani hastanın geçmişini biliyoruz, hasta bizi tanıyor... Cilt sorunu olduğunda nerede olursa olsun geliyor. Hastada bir güven ortamı aşıladık. Kadro değişmemesi iyi bir şeydir. Mesela "İnternet'ten baktım siz oradaymışsınız yine o sebeple geldim" diyorlar. Bu özel bir şeydir... Artı eğitim olarak iyiyiz. Referans hastanesi gibi olduk. Bir iki doktora gittikten sonra "Siz de aynı şeyi söylerseniz kullanacağım" diyen birçok insan geliyor mesela... Benim açımdan da, hastane açısından da güzel bir durum.

📍Meslek hayatınızdaki ilginç bir anıyı paylaşır mısınız?Bir gün yaşlı bir amca geldi muayeneye... "Ben yaşıma göre çok iyiyim, şöyleyim, böyleyim" diyor. Kendisinde yaşlılık kaşıntısı vardı. Ben muayene ettikten sonra "Cildiniz biraz kurumuş" dedim. Yaşlılık kelimesine çok kullanmıyorum, hastalarımı irrite etmemek için. Kendisi "Yaşlılıktan mı" dedi. Ben "Öyle de diyebiliriz" deyince olanlar oldu... "Yok" dedi "Ben çok iyiyim doktor hanım" diyerek kapının oraya gidip, kapı ile cam arasında koşuşturmaya başladı. Bir oraya bir buraya , bir oraya bir buraya koşuyor. "Bak nasıl koşuyorum doktor hanım" diyor. Ben de ne yapacağımı şaşırdım sonra "Tamam ikna oldum" diyerek hastamızı uğurladık.

Özellikle kronik hastaları etkileyen mevsim değişiklikleri yaşlıların, çocukların ve hamilelerin bağışıklık sistemi zayıf olduğunda savunma mekanizmalarını etkileyip hastalıklara yol açabiliyor.

Kronik rahatsızlığı olanlar mevsimsel değişimlerde risk grubundadır. Gribe yol açan virüsler sağlıklı bireyleri etkilediği gibi kronik rahatsızlığı olan kişilerde daha ağır ilerleyebilir. Özellikle yüksek tansiyon, kalp ve diyabet hastalık grubundaki kişilerde grip hızlı ilerleyip zatürreye yol açabilir. Kronik rahatsızlıkları olan kişilerin mevsim geçişlerinde bağışıklık sistemi daha zayıf olacağından daha dikkatli olmaları gerekir. Aynı durum yaşlılar, hamileler ve çocuklar içi de geçerlidir.

Mevsim değişliklerinde beden sağlığımız kadar psikolojik sağlığımız da tehlike altındadır. Depresyon kış aylarında biraz daha fazla görülür. Duygu durum bozukluğu olarak depresyon bu dönemde nüksedebilir, iki uçlu duygu durum bozukluğuna (manik depresif hastalık) bağlı depresyonda artış olmaktadır. Mevsimsel depresyon herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. En çok Eylül-Ekim arasında görülmektedir. İki hafta geçtiği halde kişinin depresif hali ve ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.

Mevsimler geçişlerinin genel vücut sağlığı üzerinde etkilere karşı bazı önlemler alınabilir. Bunun için her bireyin sağlıklı beslenme, düzenli uyku rutini ve fiziksel aktivitelerde planlama yapması gerekmektedir. Bu sayede bağışıklık sistemi güçlenerek birçok oluşabilecek mevsimsel rahatsızlıklardan korunuruz.

Herhangi basit bir hastalık tanısı almak bile günlük yaşam dengelerimizi bozarken, meme kanseri teşhisi konması, kişinin yaşam dengelerini psikolojik, sosyal, ekonomik olarak ciddi biçimde etkileyebiliyor. Bir kadın için meme kanseri tanısı konması; ekonomik gücünü, işini, vücudunun cinsel kimliğini oluşturan bir parçasını, bu parçasının işlevini ya da tümüyle yaşamını yitirme olasılığıyla karşı karşıya kalma anlamına geliyor. Bu bakımdan meme kanseri tanısı hem hastalarda hem de hasta yakınlarında olumsuz düşünceler ve korku uyandırıyor.

Meme kanserini hep konuşuyoruz ama kanser hastasının psikolojisini, neler yapması gerektiği hep ikinci planda kalıyor.Hastalıkla mücadelede moralin son derece önem taşımaktadır, tedavi sürecinin krize dönüşmemesine ve hastanın yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmemesine büyük katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda kişinin hem kendisine hem de yakın çevresine önemli görevler düşüyor.

Meme kanseri hastalarına bu süreçte rehber olabilecek öneriler;

- Duygularınızı paylaşın
Hastaların duygularını yakınlarıyla paylaşmaları çok önemli. Duyguları ifade etmek, insanları çok rahatlatıyor, hastalığı kabullenmeye yardımcı oluyor ve olumsuz duygularla baş etmeyi kolaylaştırıyor. Yakın çevrenin yanı sıra meme kanseri hastaları ile iletişime geçmek de faydalı.

- İsteklerinize kulak verin
Meme kanseri hastaları, doktorları ve bedensel koşulları izin verdiği sürece hastalık öncesindeki hayatlarını, aktivitelerini mümkün olduğunca sürdürmeye çalışmalılar. Hasta psikolojisine girip hayattan uzaklaşmak, depresyona davetiye çıkarmaktır. Örneğin işini ve çalışmayı seven kişilerin işlerine devam etmeleri, bu zor dönemi daha kolay atlatmalarını sağlayabilir. Yaşama sıkı sıkıya tutunmak hastalıkla mücadelede çok büyük önem taşıyor.

- Öfkenizi ifade edin
Öfkenin ifade edilmesi çok değerli. Sinirlenilen durumlarda susmak size hem bedensel hem de psikolojik olarak zarar verebilir. Sıkıntıları içinize atmak, kendinize döndürmektir.


- Sağlıklı beslenin
Düzenli ve iyi beslenmek sağlıklı olmada büyük önem taşıyor. Mümkün olduğunca mevsim meyve-sebzelerini tüketmek, hormonlu ve hazır gıdalardan uzak durmak hastaların enerjisini artırıp, tedavilerini olumlu yönde etkileyebilir.

- Önce ’ben’ demeyi öğrenin
Önce ‘ben’ demeyi öğrenmek gerek. Başka birine zarar verilmediği sürece önce ben demek bencillik değildir. Bir kadın iyi olmazsa, çevresindekiler de iyi olmaz bu unutulmamalı.


- Spor yapın
Spor yapmak insanları hem rahatlatıyor hem de mutlu ediyor. Meme kanseri olan kadınlar doktorlarının izin verdiği ölçüde hayatlarına sporu dahil edebilirler. Yaşadıkları stresle baş etmede sporun desteğini alabilirler.

- Hobi edinin
Bir aktiviteye odaklandığında kişi yaşadığı olumsuzlukları, negatif şeyleri düşünmeye vakit bulamaz. O anı yaşamak zorunda kaldığı için bütün dikkatini ona vererek onunla uğraşır. Bu durum kişiyi rahatlatan bir unsurdur. Tedavi sürecinde, sonrasında bir hobi edinmek kişiyi mutlu da edeceğinden yaşanılan stresle baş etmeyi çok kolaylaştıracaktır.


- Sağlık kontrollerinizi aksatmayın
Tedavi sırasında zor bir dönem geçiren meme kanseri hastalarının birçoğu, geçirdikleri negatif dönemi unutmak, bu konudan uzak kalmak için sağlık kontrollerini aksatabiliyor. Tedavisi bitmiş, iyileşmiş olan hastaların bile sağlık kontrollerini aksatmamaları gerekir. Her kadının hiçbir neden yoksa bile her yıl en az bir kez jinekolog kontrolüne gitmesi gerektiği unutulmamalı.

- Sigarayı terk edin
Sigara kansere neden olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış maddeler içeriyor. İçilen her sigara insanları kansere bir adım daha yaklaştırıyor. Kanserin tekrarlanma olasılığını büyük ölçüde azaltmak ve daha sağlıklı olmak için sigaradan uzak durmak gerekiyor.


- Psikolojik destek alın
Tedavi sürecinde hastalar yaşadıkları stresle baş edemiyorlarsa, kendilerini sürekli mutsuz hissediyorlarsa, uykuları bozulduysa ve öfkelerini kontrol etmekte zorlanıyorlarsa bir klinik psikologdan destek almalılar. En güçlü kadınları bile karamsarlığa sokabilen meme kanseri özellikle hassas ve kırılgan yapıdaki kadınlar için daha zor geçebiliyor. Bu nedenle gerekirse klinik psikologdan psikolojik destek alın. Unutmayın ki herkes yaşamının zorlu dönemlerinde bir psikoloğa ihtiyaç duyabilir.


Meme kanseri kadınlarda görülen kanser tipleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Hayat boyu her 8 kadından birinin kansere yakalanma riski vardır. Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerden gelişen kanserlerdir.Meme dokusunun herhangi bir yerinden kaynaklanabilir.











Erken Teşhis Etmek İçin Muayene Seçenekleri:

KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ NASIL YAPILIR: Her kadın ayda bir kez kendi memesini kontrol etmelidir. Her kadının meme yapısının farklı olduğunu unutmamak gerekir. Ve her kadının memesi, yaş ile, mensturasyonun dönemi ile, hamilelikte, menapozda ve doğum kontrol hapı yada hormon ilecı kullandığında da değişiklikler gösterir. Menturasyon hemen öncesi veya menturasyon sırasında memelerin biraz şişmesi ve hassaslaşması da normaldir. Hasta kendi kendini muayene ederken verya başka bir zamanda memesinde farkettiği değişiklikleri hemen doktoruna bildirmelidir.



YILLIK DOKTOR KONTROLÜ: Ülkemizde meme hastalıkları genel cerrahi uzmanlık alanına girmektedir. Bu nedenle yıllık kontrolünüzü genel cerrahi uzmanının yapması doğru olur. Meme kanseri erken tanısında aktif rol almalısınız. Doktorunuzla yapacağınız görüşmeler sırasında, hangi bulgulara karşı uyanık olmanız ve düzenli kontrollerinizin planlanması konusunda bilgi alabilirsiniz. Bunun dışında sormak istediğiniz konuları önceden not alırsanız muayene sonrası görüşme sırasında unutmazsınız. Doktorun tavsiyeleri, sizin yaşınıza tıbbi özgeçmişinize ve diğer faktörlere bağlı olacaktır.

Meme Tümörü
MAMMOGRAFİ ve ULTRASON: Mammogram özel bir rontgen filmidir. Vücudun diğer bölgelerinde yapılan radyolojik incelemeden farklıdır. Gelişmiş ülkelerde düzenli olarak mamografi yapılması, kadınlarda meme kanserine bağlı ölüm oranını hızla düşürmektedir.Her bir memenin iki yönlü biri üstten diğeri yandan çekilen filmidir. Çekilen filmin daha net olması için memenin 2 plaka arasında hafifçe sıkıştırılması gerekir. Bu sıkıştırma biraz rahatsızlık verse de sadece birkaç saniye sürecektir. Pek çok olguda mammografi henüz klinik bulgu vermeyen tümörlerin ortaya çıkarılmasını sağlar. Mammografi meme dokusu içinde küçük kalsiyum çöküntülerini de gösterir.


Her yaştaki kadınlar için, bir hekim tarafından meme muayenesi yapılması, periyodik sağlık kontrollerinin bir parçasıdır. Ancak 40 yaşında mutlaka bir mammografi alınmalı (baz mammografi) daha sonra yılda bir düzenli olarak çekilen mamografilerle + ultrasonografi ile her iki meme de radyolojik olarak takip edilmelidir. Klinik olarak yapılan muayeneler hiçbir zaman çekilen mammografinin yerini tutmaz.

Sağlıklı bir yaşam için her yaş döneminde belirli testlerin yaptırılması gerekiyor. Hastalıkların tedavisinde erken tanı hayati öneme sahip ve yaşam süresi boyunca belirli dönemlerde bazı tarama testlerinin yaptırılması şart.

Bebeklerde doğumdan itibaren ilk bir yıl yakın takip, muayene ve testler önemli. Yenidoğanlara yaşamın ilk 48-72 saatini takiben doğumsal metabolik hastalıklar açısından fenilketonüri, hipotiroidi ve biotinidaz eksikliği tarama testleri uygulanmalı. Yenidoğan döneminde bebeğin durumuna göre yenidoğan sarılığı için bilirubin testi de yapmak gerekebiliyor. Sağlıklı olan bebeklere 9 ay-1 yaş arası tam kan sayımı ve demir düzeyi ve idrar testleri yapılmalı. Hepatit aşısı yapılacaksa HBs Ag ve Anti HBs testleri yapılmalı ve buna göre Hepatit aşısı planlanmalıdır.

18 yasından sonra kan basıncı hipertansiyon taraması yapılması gerekiyor. Yine kan yağları için 20 yaşından sonra eğer ailede kalp damar rahatsızlığı varsa, risk grubunda olanların kolesterol ve kan yağlarına bakılması gerekiyor.

Orta yaşa kadar en az 2 yılda bir kan sayımı ve rutin biyokimyasal testlerin yapılması önerilmektedir.Burada önemli olan bir diğer nokta ise her bireyin sağlık yönünden risklerinin belirlenmesi ve o risklere göre tahlillerin yapılmasına öncelik verilmesidir.

Kadınlar için , rahim ağzı kanseri erken tanısı için yapılan PAP Smear tahlili büyük önem taşımaktadır. PAP Smear testi özellikle evli ve aktif cinsel hayatı olan kadınlara yılda bir kere yapılmalıdır.

40 yaş altında başka hiçbir ek riski olmayan kadın ve erkek hastalar için üç yılda bakılacak kolesterol, hemogram ve kan şekeri kontrolü yeterlidir. Kadınlar için ayrıca rahim ağzı kanseri erken tetkiki için yapılan PAP Smear büyük önem taşımaktadır. Test sonuçları normal değerlerde çıktığı koşullarda ortalama 3 yıl geçerlidir fakat uzmanın duruma göre önereceği tetkik aralıkları geçerli olmaktadır.

40 yaş ver üzeri hem kadın hem erkek için yıllık gaitada gizli kan tetkiki önemlidir.

50 yaşından sonra kolonoskopi şart; kolonoskopi en sık görülen kanser türlerinden biri olan bağırsak kanserinin erken tanısı için yapılan tetkiktir.

Kalp sağlığı için kolesterol değerlerine, hastanın kilosuna, diyabetine ve hipertansiyonu olup olmadığına ve aile öyküsüne bakarak gerekli tetkiklerin belirlenmesi gerekir.

65 yaş üstü bireylerde zatürre (pnömoni) aşısı büyük önem taşımaktadır. Çünkü zatürre, yine genç yaşlarda rahatça atlatılavilecek bir hastalıkken, 65 yaş üstünde önemli ölüm nedeni olabilir.

kişinin sağlık yönünden risk faktörleri,daha önce geçirmiş olduğu hastalıklar veya genetik özellikleri bu tahlillerin yapılma süresi veya önceliğini değiştirebilir.Yapılacak tahliller,tahlillerin sıklığı ve özellikleri konusunda son kararı kişiyi izleyen hekim verecektir.