.fluid_container { margin: 0 auto; /* aling centered */ width: 100%; max-width: 900px; overflow: hidden; }
Saç kaybı, her üç erkekten ikisini etkilemektedir. Bazı erkeklerde saç kaybı 20’li yaşlarda başlar. Bu saç kaybındaki esas belirleyici faktör; erkeklerde genetik, kadınlarda ise menapoz gibi hormonal değişikliklerdir.

Ayrıca kazalar, yanıklar ve travmalar sonucu da saç kaybı yaşanabilmektedir. Saç ekim tekniklerindeki hızlı gelişim sayesinde son yıllarda dünyada ve ülkemizde saç ekimine olan ilgi hızla artmıştır. Özellikle FUE denilen tekniğin geliştirilmesi ile artık saç ekim işlemi, hastalar için yaptırması çok kolay olan bir işlem haline gelmiştir. Bu teknikle ekim işlemi sonrasında hızla gündelik yaşama dönebilirsiniz. Tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlanan bu teknik sayesinde kellik artık korkulu bir rüya olmaktan çıkıyor. FUE tekniği; “Folicular Unit Extraction” kelimelerinin kısaltmasıdır. Bu teknikte Başınızın arka kısmında dökülmeye dayanıklı olan saç kökleri tek tek alınarak ekim yapılacak alana transfer edilir. Bu yöntemin başarısının bu kadar yüksek olmasını sağlayan şey saç köklerinin tek tek alınıp nakledilmesidir.

Saç ekimine uygun bir aday mıyım?

Saç ekiminde başarıyı etkileyen en önemli faktör; geride kalmış olan saçlarınızın kalitesidir. Özellikle başınızın arkasında ense bölgesinin üzerindeki alandaki saç folikülleri alınarak dökülmüş alanlara ekileceğinden, bu bölgedeki saç kalitesi saç ekiminin başarısını belirleyecek esas faktördür. Ayrıca doktorunuz muayene sonucu size saç mezoterapisi yada saç PRP uygulaması gibi yardımcı yöntemler de önerebilir.

Saç Ekimi Nasıl Gerçekleştirilir?

Saç ekimi için başınızın arka kısmında bulunan bölgeden saç folikülleri alınır. Bu alım işlemi esnasında ağrı duymamanız için o bölgeye lokal anestezik ilaç yapılarak uyuşturulur. Böylelikle hiçbir ağrı olmadan alım işlemi gerçekleştirilir. Daha sonra belirlenen alanlara ekim işlemi gerçekleştirilir. FUE tekniği ile yapılan saç ekimi sonrası, saç foliküllerinin alındığı bölgede herhangi bir kesi yada yara izi kalmaz. Saç ekimi cerrahi bir işlemdir ve mutlaka bu konuda Uzman bir Hekimin denetiminde ve steril hastane şartlarında gerçekleştirilmelidir. Lütfen merdivenaltı işletmelerde, denetimsiz şekilde yapılan uygulamalarla kendi sağlığınızı tehlikeye atmayınız.



Saçlarım Ekildikten sonra nasıl bir süreç gerçekleşecek?

Ekilen saçların bir kısmı ilk bir ay içerisinde dökülür ancak bu geçici bir dökülmedir. Saç kökleri yerinde durduğundan bu köklerden yeni saç gelişimi başlar. Bu süreç kişiden kişiye değişmekle beraber yaklaşık 3 ay kadar sürer.

Ekilen Saçlarım tekrar dökülecek mi?

Saç ekimi esnasında ekilen saç folikülleri normalde saç dökülmesine en dayanıklı olan bölgeden alınan saç folikülleridir. Dolayısıyla ekilen bu saçların tekrar dökülmesi beklenmez.

Saç Mezoterapisi ile saç olmayan yerden saç çıkartılabilir mi?

Saçlı deriye uygulanan mezoterapi uygulaması, saç köküne giden damarlarda bir artış sağlar. Bu da saçların daha gür, kalın ve sağlam çıkmasını sağlar. Ancak mezoterapi uygulaması saç olmayan
yerden saç çıkartamaz.





20 yaş dişleri genellikle 17-25 yaşları arasında sürerler. Sürme yaşı tamamlandığı halde diş kavsinde yerini alamamışlar ise gömülü 20 yaş dişleri olarak adlandırılırlar. Günümüz insanının çene yapısı önceki çağlarda yaşayan insanlara göre daha küçük olduğundan ve beslenme alışkanlıkları değişkenlik gösterdiğinden 20 yaş dişlerinin gömülü kalmasına daha sık rastlanılmaktadır.

Gömülü dişler;

• Tamamen kemik içerisinde olabilirler,
• Kısmen kemik kısmen yumuşak doku altında olabilirler,
• Kısmen sürmüş, kısmen yumuşak doku altında olabilirler.


20 yaş dişlerinin çekilmesini gerektiren durumlar:

Dişin üzerini örten yumuşak dokunun enfeksiyonu :
Perikoronitis olarak da adlandırılan bu durum, yarı sürmüş dişlerde dişin görünen kısmını çevreleyen yumuşak dokuların enfeksiyonu olarak tanımlanabilir.

Yumuşak dokularda gelişen bu enfeksiyon ağrıya neden olur ve ağrı çiğneme ile artış gösterir. Bu aşamada tedavi edilmez ise ilgili bölgede şişlik, yutkunmada güçlük ve ağız açmada kısıtlılık ağrıya eşlik edebilir.

Ağız içerisinde ilgili bölgedeki dişeti şişmiştir ve çok hassastır. Ufak bir temas ile altından iltihabi akıntı gelir. Alt çenenin altındaki lenf bezleri büyümüştür ve dokunulduğunda hassastır.

Dişeti hastalıklarının meydana gelmesi:
Gömülü yirmi yaş dişi, komşulukta olduğu dişin kemik desteğini zayıflatır ve o bölgede besin artığı birikimine sebep olabilir.

Kist ve tümörlerin meydana gelmesi:
Gömülü diş tamamiyle kemiğin içerisinde kaldığında dişe ait kese de onunla birlikte kalmaktadır. Folikül adı verilen bu keseden kistik bir oluşum ya da tümör gelişebilir.

Sebebi belli olmayan ağrıların meydana gelmesi:
Çoğu kez hastalar hekime 20 yaş dişi bölgesinde belli bir sebep olmaksızın ağrı şikayeti ile başvururlar. Eğer hastada alt çene eklemine bağlı bir neden yok ise oradaki gömülü dişin çıkartılması ağrı şikayetinin kaybolmasını sağlayabilir.

Çene kırığı olması:
Gömülü dişler çenede işgal ettikleri yer nedeniyle çene kemiğinde zayıf bir hat oluştururlar. Eğer çene kemiğinin o bölgesi travmaya maruz kalırsa, bu hat boyunca bir kırık meydana gelebilir.

Ortodontik sebepler:
20 yaş dişleri ortodontik tedavi tamamlandıktan sonra, sıralanmış olan dişlerin tekrar çapraşık hale gelmesine neden olabilir. Bu yüzden ortodontistler genellikle tedavi sonrasında 20 yaş dişlerinin alınmasını isterler. Ayrıca bazen ortodonti uzmanları 1. azı dişlerini geriye doğru hareket ettirmek istediklerinde, engel oluşturmamaları açısından 20 yaş dişlerinin çekimini öngörebilirler.





Diyabetik (Şeker Hastalığına Bağlı) göz hastalığı, diyabet hastalığına yakalanan kişilerde görülebilecek bir grup göz rahatsızlığını ifade etmektedir. Bu rahatsızlıkların tümü ciddi görme kaybı ve hatta körlüğe neden olabilmektedir.

Diabetik göz hastalığı sonucu karşılaşılabilecek en önemli problemler:
Diyabetik retinopati: Retina (ağ tabaka) damarlarının şekere bağlı tahribatı sonucu ortaya çıkar.
Katarakt: Lensin (göz merceği) bulanıklaşmasıdır. Şeker hastalarında katarakt daha erken yaşta ortaya çıkmaktadır.
Glokom (göz tansiyonu): Görme siniri harabiyeti yaparak görme kaybına neden olmaktadır. Diyabetli bir hastada glokoma yakalanma riski diğer yetişkinlere oranla yaklaşık iki kat daha fazladır.

Diyabetik Retinopati Nedir?
Diyabetik retinopati diyabete bağlı göz hastalıkları içerisinde en sık görülenidir ve yetişkinlerde önemli bir körlük sebebidir. Retina tabakasındaki damar yapısının bozulmasıyla ortaya çıkar bunun sonucu olarak diyabetik retinopatili bazı insanlarda damar içerisindeki kanın sıvı kısmı dışarı sızabilmektedir. Hastalık ilerledikçe, retina yüzeyinde anormal yeni damar oluşumları meydana gelmektedir. Diyabetik retinopatisi olan hastaların başlangıçta görmelerinde bazı değişiklikler ortaya çıkabilir. Diyabetin süresiyle diyabetik retinopatinin ortaya çıkma ve görme kaybına gidebilecek ciddi retina problemlerinin görülme olasılığı artmaktadır. Diyabetik retinopati genellikle her iki gözü birlikte etkilemektedir.

Diyabetik Retinopatinin Evreleri Nelerdir?
Diyabetik retinopatinin dört evresi vardır. Bunlar; Hafif proliferatif olmayan retinopati, Orta proliferatif olmayan retinopati, Şiddetli proliferatif olmayan retinopati, Proliferatif diyabetik retinopati roliferatif diyabetik retinopati en ileri evredir.

Kimler Diyabetik Retinopati Riski ile Karşı Karşıyadır?
Gerek tip I gerekse tip II diyabeti olan tüm insanlar için bu risk bulunmaktadır. Bu nedenle diyabeti olan herkesin en azından yılda bir kere genişletilmiş göz bebeğinden kapsamlı bir fundus (göz dibi) muayenesi yaptırmasında fayda vardır. Bir kimse ne kadar uzun süredir diyabet hastası ise bu kişide diyabetik retinopati gelişme riski o kadar fazlalaşmaktadır. Diyabet hastalarının yaklaşık olarak % 40-45'inde herhangi bir evrede diyabetik retinopati görülmektedir. Diyabetik retinopatisi olan bir hastaya doktoru tarafından hastalığın ilerlemesinden korunmak amacı ile tedavi önerilebilir. Eğer hastada diyabetik retinopati tespit edilmişse daha sık göz muayenesi gerekebilir. Proliferatif retinopatisi bulunan hastalar, zamanında tedavi ve düzenli takip sayesinde körlük risklerini %95 oranında azaltabilirler. Diyabetli hastalar üzerinde yapılan çalışmalar, kan şekerinin iyi kontrolünün retinopatinin ortaya çıkış ve ilerleyişini yavaşlattığını göstermektedir. Kan şekerini mümkün olduğunca normal sınırlara yakın olarak tutabilen diyabet hastalarında aynı zamanda böbrek ve sinir hastalığı da daha az görülmektedir. İyi bir kan şekeri düzeyi kontrolü lazer ihtiyacını da azaltacaktır.

Diyabetik Retinopatinin Herhangi bir Semptomu (hasta şikayeti) Var mıdır?

Genellikle hastalığın erken evrelerinde hastanın herhangi bir şikayeti olmamaktadır ayrıca ağrı da yoktur. Diyabeti olan hasta şikayetlerin ortaya çıkmasını kesinlikle beklememelidir. Yılda en az bir kere genişletilmiş göz bebeğinden detaylı bir göz dibi muayenesi yaptırılmalıdır.

Eğer Kanama Meydana Gelirse Proliferatif Retinopatide Hastanın Şikayetleri Neler Olacaktır?

Öncelikle kanın oluşturduğu noktacıkları veya göz içinde yüzen leke görürsünüz. Eğer gözünüzde lekeler oluşursa mümkün olan en kısa zamanda göz doktorunuza başvurmalısınız. Daha ciddi kanama meydana gelmeden önce tedaviye ihtiyacınız olabilir. Kanamalar genellikle uyku esnasında ve bir kereden daha fazla olmaya eğilimlidir.

Diyabetik Retinopati Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabetik retinopatinin ilk üç evresinde makula ödeminiz olmadığı sürece tedavi gerekmeyecektir.
Diyabetik retinopatinin ilerlemesinden kaçınmak için şeker hastalarının kan şekeri, kan kolesterolü ve kan basıncı düzeylerini kontrol altında tutulmalarında fayda vardır. Proliferatif retinopati, lazer ile tedavi edilir. Lazer tedavisinde amaç anormal kan damarlarının kapatılmasına yardımcı olmaktadır. Doktorunuz gözünüzün retina tabakasında anormal damarların kapanması için makula bölgesinden uzakta lazer yanığı oluşturur. Tedavide oldukça fazla sayıda lazer yanığı oluşturmak gerektiğinden, tedavi genellikle iki veya daha fazla seansta tamamlanmaktadır. Her ne kadar tedavi sonrası çevreyi görmede azalma olabilse de lazer tedavisi ile mevcut görme düzeyiniz korunabilir. Lazer tedavisi renk görme ve gece görme düzeyinizde hafif bir azalmaya neden olabilir.

Lazer tedavisi anormal kan damarları kanamaya başlamadan önce uygulandığında daha etkili olmaktadır. Kanama başlasa bile kanama düzeyine bağlı olmak koşuluyla yine de lazer tedavisi mümkün olabilir. Lazer tedavisi ve düzenli takip körlük riskini %90 oranında azaltabilmektedir. Ne yazık ki lazer tedavisi daha önceden kaybedilmiş olan görmeyi genellikle düzeltememektedir.
Bu nedenle görme kaybını önlemenin en iyi yolu diyabetik retinopati tanısının erken dönemde konmasıdır.


Tüm dünyada virüs gibi yayılan Pokemon Go çılgınlığı ile karşı karşıyayız. Oyuna kendini kaptıran insanlar sokakta, parkta, bahçede kısacası her yerde Pokemon arıyorlar. Bu oyunun bağımlılık yapan bir yönü olduğunun altını çizen Psikolog Ertuğ Gül, Pokemon Go bağımlılığının belirtilerini sıraladı, oyun bağımlılığından kurtulmak için öneriler sundu.

Pokemon Go’yu oynamak oldukça keyifli ve elbette bağımlılık yapan da bir yönü var. Bağımlılık yapmasının en önemli nedeni ise bir karakterle birlikte Pokemon avına çıktığımız oyunda olduğumuz yerde durmak yerine gezerek Pokemon avlayabiliyoruz. Pokemon GO, sürekli olarak konum bilgisini kullandığı için kullanıcının akıllı telefonunun şarjını oldukça hızlı şekilde tüketiyor. Bu nedenle oyunun bağımlısı olanlar, taşınabilir şarj cihazlarını da ellerinden düşürmüyor.

KİMLER BAĞIMLI OLABİLİR?
  • Aile, eş yerine sürekli Pokemon Go gibi mobil oyunlar tercih ediliyorsa
  • Arkadaşlarla sosyalleşmek yerine Pokemon Go gibi mobil oyunlar oynanıyorsa
  • Her gün uzun saatler boyunca bilgisayar oyunu oynanıyorsa
  • Hemen hemen bütün boş vakitler bilgisayar oyunu ile geçiriliyorsa
  • Oyunlar ya da oyundaki başarısı hakkında anksiyete belirtileri gösteriyorsa
  • Oyunlar dolayısıyla saldırgan davranışlar sergiliyorsa kişinin oyun bağımlısı olduğundan söz edilebilir.






Bir çok meslek, uzun süre ayakta kalınmasını gerektirir. Sanayi çalışanları, üretici fabrika çalışanları, kuaförler, öğretmenler, sağlık çalışanları mesleklerini icra etmek için saatlerce ayakta kalmak zorundalar.

Saatlerce ayakta kalmak birçok kişide; ayaklarda ağrı, yorğunluk, bacaklarda gerginlik hissi, sırt, bel ve omuz ağrıları ortaya çıkarabilir. Bu yorgunluk ve ağrı durumu çalışmadaki dikkat ve uyanıklığını bozarak risk oranlarını artırabilir.

Uzun süre ayakta kalmak, kaslarımızı uzun süre gergin ve aktif tutmamızı gerektirir. Bu uzun süreli zorlanma postür bozukluğuna yol açar. Sağlıklı bir duruşta boyun, sırt ve belimiz belli ölçüde kavislere sahiptir, bu ölçülerin bozulması omurgada düzleşme, hiperlordoz (çukur artışı) veya kifoza (kamburluk) yol açar. Yani uzun süre ayakta kalınca sırtta kamburluk ve ağrı ortaya çıkar.

Ayaklarda nasırlaşma, topuk ağrıları, topuk dikeni, taban düzleşmesi, aşil tendon hastalığı ve ayak tabanı örten 'fascia'da iltihaplanma ve ödem oluşabilir.

Diz ve kalça kemiklerinde uzun süre bası sonucunda; yıpranmalar, zedelenmeler ve yırtıklar meydana gelir. Ekleme artrit, geçici sinovitler ve yumuşak doku romatizmalar daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir.


20 senelik takiplerde uzun süre ayakta kalarak çalışanlarda; hipertansiyon, damar sertliği, karotis arterosklerozu (boyun damarlarında kalınlaşma ve sertleşmeler) tespit edilmiştir. Bu sorunlar direk kalp krizi ve stroke riskini artırıcı önemli faktörlerden sayılmaktadır. Uzun süre ayakta kalan insanlarda kan dolaşımı da zorlanır; bacak damarlarında kan göllenir, yeterli geri pompalama yapılamaz, zaman içinde ödem ve varisler gelişebilir.


6 saat veya bundan uzun süre ayakta kalan hamile kadınlarda; pre-term (miaddan önce) doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek ve annelerde yüksek kan basınçı saptanmıştır. Günde 8 saat ayakta durmakla oturma arasında 96-240 kcal daha fazla enerji tüketilir. Ayrıca kandaki lipo-protein düzeyi azalır.

Bu Rahatsızlıklardan Korunmak İçin Neler Yapmak Gerekir ?


  • Çalışma sırasında dik durmaya gayret edilmeli.
  • Ayakta dururken aynı hizada değil, bir ayak diğerinden daha geride olup, aralıklarla ayağı ön-arka konumu değiştirilmeli.
  • Ayakta çalışırken tek ayağın 15 cm yüksekliğinde bir tabureye dönüşümlü konulması idealdir.
  • Periyodik olarak ağırlık sırasıyla sağ ve sol ayak üstüne verilmeli.
  • Kilo kontrol altında tutulmalı.
  • Diyet yaparken kalsiyum ve fosfor yönünden zengin, sağlıklı gıdalara ağırlık verilmeli.
  • Yeterli D vitamini alımına dikkat edilmeli.
  • Ayakkabı uygun, rahat ve taban özelliği darbe emici olmalı.
  • 5 santimden yüksek topuklar vücut dengesini öne doğru bozar, düşme riskini artırır, dikkat edilmeli.
  • İki çift iş ayakkabısı edinip 24 saat ayakkabının kurumasına zaman verilmeli.
  • Ayakların nefes alması için sentetik olmayan, pamuk ve yün çorap tercih edilmeli.
  • Olabildiğince oturma araları verilmeli.
  • Gebeler dinlenme aralarında uzanıp ayaklarını baş seviyesinden yükseğe koymalı.
  • Çalışma ortamında kolaylaştırıcı çözümler aranmalı.
  • Tezgah yüksekliği çalışanların boyuna göre ayarlanmalı.
  • Ayakta ara sıra parmak uçlarına kalkıp inerek damar jimnastiği yapılmalı.
  • Evde bacaklar dinlendirilmeli, sıcak-soğuk duğ uygulanabilir.
  • Ayak tabanına germe yapılabilir.
Egzama (dermatit) vücudu örten cildin her yerinde görülebilir. Genelde çıkış noktalarına göre sebepleri farklı olabilir. Egzama sık görülen bir deri hastalığı grubudur. Yapılan istatistiklere göre, tüm deri hastalıklarının %15-25'i egzamalı ya da ekzamatöz dermatitli hastalardır.

Saç derinizde pul pul dökülme, kızarıklık ve kaşıntı olarak ortaya çıkar ve diğer adıyla 'Seboreik Dermotit' olarak da bilinir. Genel olarak kullandığımız kozmetik saç bakım ürünlerinden alerjik durumların ortaya çıkmasına neden olur.  Bu alerjiler saç derisinde sedef hastalığı, kaşınma ve deri kuruması gibi sonuçlar getirebilir. Erken tanı ve tedavi için sizleri Hastanemize Dermatoloji polikliniğimize davet ediyoruz. Alanında uzman doktor kadromuz ile muayene ve tedavi dahil olmak üzere tahilden sonuca kadar tüm sağlık hizmeti ihtiyaçlarınızı karşılıyoruz.

Saç Egzaması Belirtileri:

Saçlı deride kırmızılık
Pul pul dökülme
Fazla yağlanma
Yoğun kepek
Nemlilik
Kabarcık
Kaşınma

Saç Egzaması Sebepleri:

Kuaförlerde kullanılan kimyasallar
Saç şekillendiriciler
Hava Kirliliği
Aşırı terleme
Saç boyaları
Kapatıcılar
Şampuanlar
Kremler


Yaşlanan erkeğin en önemli problemlerinden biri olan iyi huylu prostat büyümesi (BPH) hastanemizde yeni teknoloji "Plazma Kinetik TUR" yöntemi ile tedavi ediliyor. 50 yaşın üstündeki erkeklerde ürolojik bir rahatsızlık olan prostatın büyümesine bağlı problemler kişinin konforunu bozar ve hayat kalitesini olumsuz etkiler.

Prostatın büyümesine bağlı olarak daralan idrar kanalı, hastalığın temel patolojik bozukluğunu oluşturur. Prostatta büyüme 40'lı yaşlarda başlar ve genel olarak 50'li yaşlardan sonra belirti gösterir. Hastada prostatın büyümesine bağlı olarak idrara çıkma
ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtiler gece idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, sık sık idrara çıkma ve idrarın ince akması gibi belirtileridir. Bazen de hastada bu belirtilerin yanı sıra ani idrar tıkanıklığı, mesane taşları veya böbreklerde genişleme gibi bulgular ortaya çıkabilir. Prostat büyümesi kişinin hayat kalitesini bozmaya başladığında ya da tıbbi olarak patolojik ek bir probleme yol açtığında tedavi edilmesi gerekir. Büyümenin iyi huylu olması durumunda tedavi ilaçla başlar, ilaç tedavisinden fayda sağlanamadığı durumlarda cerrahi yöntemler kullanılır.

Açık ameliyatlar başta enfeksiyon olmak üzere bazı riskleri taşıdığından artık çok sık uygulanmamaktadır. Şu an için iyi huylu prostat büyümesinde kullanılan altın standart tedavi “TUR” diye isimlendirilen kapalı yöntemle gerçekleştirilen ameliyatlardır.

TUR ameliyatları farklı şekillerde uygulanabilir. "TUR'' ameliyatlarında kapalı yöntemle hastanın idrar kanalından girilir ve prostat herhangi bir enerji kaynağı kullanılarak özel geliştirilmiş aletler ile parça parça kesilerek dışarı çıkartılır. Kullanılan enerji kaynağı monopolar veya bipolar olabilir. Monopolar sistemlerde hastanın vücudundan elektrik akımı geçer. Ancak bipolar sistemde buna gerek kalmaz. Günümüzde kullanılan bipolar TUR sistemi “Plazma Kinetik TUR” sistemidir.

Sistemde, plazma kinetik enerji kaynağı kullanılır ve bu sistemin
klasik monopolar sistemlere göre bariz avantajları vardır.

  • Hastadan elektrik akımı geçmez. Dolayısıyla, kalp pili olan hastalarda dahi pilin elektrik akımından etkilenmesi gibi bir problemle karşılaşılmadan güvenle tercih edilebilir.
  • Prostatın daha güvenli ve hızlı bir biçimde kesilmesi sağlandığı için ameliyat süresi oldukça kısadır.
  • Hastalarda, ameliyat sonrası daha az idrar sondası kalır.
  • Plazma Kinetik yönteminde, ameliyat sırasında çıkarılan doku, doku incelemesine gönderilebilir. Lazer ile yapılan ameliyatlarda doku çıkarılmadığı için plazma kinetik tedavi bu açıdan da avantajlıdır.
  • Klasik yöntemle uygulanan TUR ameliyatlarında görüntü sağlamak için kullanılan sıvıya bağlı olarak yüzde 1-2 ihtimalle TUR sendromu dediğimiz problem gelişebilir. TUR sendromu, kullanılan sıvının vücuda geçerek vücuttaki sodyum miktarını düşürmesidir. Plazma kinetik yöntemde görüntü sağlamak için kullanılan sıvı serum fizyolojiktir. Dolayısıyla bu sıvı vücuda geçse dahi TUR sendromuna neden olmaz.
  • Klasik TUR ameliyatlarında işlem sonrası idrar kanalında veya idrar torbasının çıkışında darlık olma ihtimali vardır. Plazma kinetik TUR ameliyatlarında ise darlık gelişme ihtimali çok daha düşüktür.
  • Plazma kinetik yöntemiyle prostat ameliyatlarının yanısıra, mesane kanserlerinin kapalı yöntemle tedavisi de gerçekleştirilebilir.
  • Plazma kinetik sistem, aynı zamanda idrar kanalı darlıklarının tedavisi için de ideal bir yöntemdir.
Ayrıca Plazma Kinetik Yöntemi
  • Ameliyat sonrası dönemde erkeklik gücünde kayıp olmaz
  • Bilinen en güvenilir prostat tedavisidir
  • Tüm prostat çeşitlerine uygulanabilir
  • İşlem sırasında serum fizyolojik kullanılır
  • Özel aletler sayesinde kanama minimumdur
  • Çevre dokulara zarar vermez
  • Komplikasyon riski minimumdur
  • Sonda kalış süresi çok kısadır
  • Çabuk iyileşip, taburcu olunmasını sağlar.

      Randevu ve Detaylı Bilgi İçin >> 444 2 999